Benim de evrenime bir gezegen çarptı. Melonkili’yi keÅŸfetmek benim için babamın öldüÄŸünü duymak gibiydi. Sarsıldım. Bir sabah evden iÅŸine giden bir adamın yanağına kondurduÄŸu öpücüÄŸün vereceÄŸi son nefes olduÄŸunu düÅŸünemiyorsan , sorunlu bir ailenin ve iki kadının hikayesinde de bu denli sarsılacağını düÅŸünemiyorsun. YaÅŸadığın binlerce acıklı hikayeden biri deÄŸil bu ya da gittiÄŸin piskiyatri kliÄŸindeki hastaların gözlerinin derinliÄŸinden korkmak gibi de deÄŸil. Fantastik acı sekansı diyorum ben buna. Olasılıkların ÅŸah damarından yakın olduÄŸunu hissetmek. Büyük bir gerçekliÄŸin karşısında tek sıra ÅŸeklinde duruyorsun ancak arada bir set var ve bu duygu seni hem filmin içine sokuyor hem de kucak dolusu itiyor . Gidip yönetmenin yakasına yapışmak istedim “ sen ne yaptığını sanıyorsun” diye ancak beni dağıtma durumunun ilki deÄŸildi bu “Karanlıkta Dans- Dance In The Dark” benim sarsılmalarımın bir baÅŸka sıcak yanağıydı benim için.
Kimilerine göre sıkıcı bir ihtiÅŸamla baÅŸlayan film ,bir düÄŸün seramonisinin kendini en açık eden fotoÄŸraflarından oluÅŸuyor. Ben o düÄŸüne bakınca bir sürü yüz görüyorum , kendini parçalayan. Kafasının içinde karmaÅŸa zerrecikleri dolaÅŸan gelin ve aynı zamanda sorunlu evlat , sorunlu kız kardeÅŸ. Film baÅŸladığı andan itibaren avuçlarımın içine geçirdiÄŸim tırmanklarım etlerimi sıyırırken ben koltukta gittikçe ufalıyordum.Sanki sana” İçinde derinleÅŸen acıya ba ey insan” diyordu film. Bir düÄŸün ile baÅŸlayan ve felaket suskunluÄŸu ile devam eden filmde bunalım tragedyasından tüm parçalar güneÅŸin arkasında duran , gittikçe yaklaÅŸan gezegen “Melancholia”ile ortaya bir bir çıkıyor.
Justin, gittikçe kalp ritmini artıran isim. Durum içinde kaybolmaya hazır . Kırmızı yıldızı keÅŸfetmiÅŸ ve gözlerinde oluÅŸan cızırtının rengini veriyor etrafındaki her bir insana.. Justin’in yaÅŸadığı duygunun karmaşında perdeye bakan her insan omuzunda aynı yansımaları görebiliyor, zaten filmin ve Justin karakterinin büyülü tarafı da burada gizleniyor. Pek muhterem damat Micheal, Justin’in maskelediÄŸi suratına aşık bir garip adam. Çukara girmiÅŸ arabayı kurtaran gelin, onu büyülü gözlerle izleyen damat planlarında nerdeyse büyük bir aÅŸk’a , ÅŸehvet dolu kırmızı geceye hazırlanan bir iliÅŸkinin tadına inanacağız. Ancak dakikalar geçtikçe çatılan kaÅŸlarda , ÅŸüphe ile bakan gözlerde, gelinin en baÅŸta anlamsız gelen ani gitme ayinlerinde durum gittikçe belirginleÅŸiyor. Bu derin çizgili belirginleÅŸme babamın yanağıma kondurduÄŸu öpücükten sonrasını anımsattı bana. İki parttan oluÅŸan bu filmin ilk bölümünde babam öldü ikinci bölümünde o ani ölümden sonrasını yeniden hissettim her yerimde. Ayaklarımın altı terledi. Hayatımda ve filmde ki bu iki part kalbimin bir süre sonra infilak etmesine sebep olacaktı sanırım. Bazen bunu yaÅŸar ya insan , küçük bir bakış, sallanan bir sandalye , bilbordlarda gördüÄŸün bir slogan alır seni yürütür ya baÅŸka sokaklarda film beni bağırtılarıma götürdü. Film bir bağırtının artıkça tizleÅŸen sesiydi. Micheal’a üzüldüm, Justine baktım ,Claire yani büyük korkaklığıyla filmden seni uzaklaÅŸtıran abladan nefret ettim.Kıyametin kopması için sadece bir kıvılcım gerekli iken , yönetmen birinci bölümde seni ikinci bölümün hengamesine hazırlıyor. Sakin ol , panik yapma bu olacaklardan sen sorumlusun diyor. Sen sorumlusun çünkü kalbinin bütünü sarmalayan o kötü duyguyu sen çağırdın. Justin’in sakin duran bunalımına karşın ablası Claire’nin saçı başı yolduran paniÄŸi filmin yabancılaÅŸtırma efekti sanırım. Dedemin bir zamanlar her an ölebilirim o yüzden uyumamalıyım duygusuna eÅŸ. Ancak filmdeki bu tezatlık ateÅŸi o kadar yüksek verilmiÅŸ ki sen iki duygunun arkasında kalmaktan öte birde gezegenin geliÅŸinin tadını çıkarmaya çalışıyorsun.
Birinci bölüm tüm bu karşıtlıklar ve bunalım hakimiyetinin sesleriyle geçerken ikinci bölümde herÅŸey daha açıklayacı hale geliyor.Ortalıkta telef olan Justin’in yeÄŸeni Çelikkıran teyzesini bembeyaz gelinlikle görmüÅŸtü en son ancak ÅŸimdi karanlıktan gelen arabadan inen çelikkıran teyze, darmadağın ve ayaklarının üzerine basamıyor. Fiziksel bir çöküÅŸ, bembeyaz bir ten , gittikçe yaklaÅŸan gezegen... EniÅŸtenin gökyüzüne olan tutukulu bakışı , derinliksiz maneviyatı tüm aileyi orta yerinden biraz daha çıtırdatıyor. YaklaÅŸan gezeni izleyecek olmasının şımartılmış coÅŸkusu ile hazırlıklar yapan eniÅŸte, kırkardeÅŸini banyo yaptırmaya çalışan bunalımlar kraliçesi abla Claire ,çelikkıran teyzesinin maÄŸara yapmasını bekleyen yeÄŸen ve tüm bunlar yetmezmiÅŸ gibi kollarını kaldıramayan Justin... KardeÅŸimi anımsıyorumfilmdeki banyo sahnesinde sırtından aÅŸağı soÄŸuk suyu dökerken hiç bir ÅŸey hissetmeden öylece banyoda ki fayansları saymasını anımsıyorum . Gün aÄŸarırken kalbi liÄŸme liÄŸme eden acıyla onu yollarda nasıl yürüttüÄŸümü anımsıyorum . Justin’in kırık dökük bakışı gezgenden bağımsız bir vicdan halısı oldu önüme serildi ve ben o halıya basamazdım. Hayır ortada vicdan hesaplaÅŸması yaratacak bir durum yoktu yönetmen öyle bir hikaye bırakmıyordu sepetimize ancak ruhunun derinliklerinde duran sümsük karmaÅŸada kaybolan insan derinleÅŸtikçe kokusu çıkan egemen duygusuna yeniliyordu sadece. Ölen eniÅŸte kokuÅŸmuÅŸ bir beynin ta kendisiydi belki yerde öylece yatan ve onun üzerini samanlarla itina ile örten eÅŸ kaçacak bir yol bulmuÅŸtu kendi adına hepimize.
Filmbirden bire aktı gitti. İşte asıl mesele son sahne. Kimse dur demedi , diyemedi ya da demek istemedi. Justin , Claire , düÅŸlerini büyüten bir çocuk, kuru aÄŸaçtan el yordamı ile kurulan kenarlı çadırın içinde el ele tutuÅŸarak izlediler bu görsel ÅŸöleni. Dikkat “Melancholia” geldi...
Yasemin Seven Erangin
BATMAN SANAT TİYATROSU- İSTANBUL HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜRÜ