Lütfen bekleyin..

FLAŞ HABER


“Türkiye’de hep aynı teknik adamlara görev veriliyor”

17 Ağustos 2021, 17:24 - Okunma: 2151

Merhaba saygıdeğer okurlarımız. Bu haftaki röportaj konuğumuz Almanya'da yaşayan Teknik Direktör Engin Fırat. Futbol ile geç tanışmasına ve oyuncu olarak istediği hedefe ulaşamayacağını anlar anlamaz hemen antrenörlüğe başladı.

Üniversiteyi bitirdiğinde B lisansına sahip olan ve Almanya'dan Samsunspor'un başına geçen Teknik Direktör Horst Hrubesch’in asistanı olarak çalışma fırsatını bulup bunu da iyi değerlendirerek kendisini Moldova A Milli takımına taşıyacak adımlarını arıyordu.

İdealist, özgüveni yüksek ve önüne koymuş olduğu hedeflere bir bir ulaşmayı başaran Teknik Direktör Engin Fırat, en büyük hayalinin bir ülke A Milli takımıyla veya Türkiye A Milli takımının başında Dünya kupasında yer almak istediğini ifade ediyordu. Deneyimli hoca Fırat, ne denli kendisine güvendiğini ve neleri başarabileceğini bariz bir şekilde gözler önüne seriyor adeta.

“Almanya'da yaklaşık 20 sene önce Scout - Scouting sistemini kurmuştuk. Bu ekipte yer alan antrenörler gidip izledikleri oyuncuların bu bilgilerini bilgisayarda hazırlanan bir programa kaydederlerdi. Daha sonra da ekstradan insana gerek duyulmadan takıma ihtiyaç duyulan oyuncular bu sistemden tespit edilip takibatları yapılır ve daha yakından izlenirdi. Dikkatini çekerim bakın ben size 20 sene öncesinden söz ediyorum. Türkiye'de daha yeni yeni Scout ve Skouting sistemine geçilmeye çalışılıyor. Onun için hep deniyor ya, Avrupalılar nasıl transferde bu kadar başarılı olabiliyor ve genç oyuncuları bu kadar keşfedebiliyorlar diye, hayır bu o sanıldığı kadar kolay da bir iş değildir. Burada yılların yatırımı ve bu yatırımdan elde edilmiş bir kazanç söz konusudur. Avrupalı işine büyük bir saygı ile yaklaşıyor. İşini ciddiye alarak yapıyor ve dahası planlı ve programlı bir şekilde çalışmalarını yürüterek ve sabrederek istediği sonucu elde ediyor” diyen başarılı Teknik Direktör Engin Fırat hocam ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızla sizleri baş başa bırakıyorum.


* Engin Fırat kimdir?
- Engin Fırat, Türkiye'nin yurt dışında görev alan Teknik Direktörlerden bir tanesidir diyelim.

* Futbol ile ne zaman ve nerede tanıştınız?
- Aslında geç tanıştım. Onun nedeni de küçüklüğümde benim arkadaşlarım hepsi hentbol oynardı. Onlarla takıldığım için bolca hentbol oynardık. Ben 14 yaşında ilk defa bir futbol takımında Almanya'da görev aldım. Gurbette yaşadığımız için Almanya'da başladım.

* Futbol ile uğraşmasaydınız hangi mesleği yapmak isterdiniz?
- Almanya'da üniversite bitirdim. Aslında ben öğretmenim, yani Spor Tarih ve Coğrafya öğretmeniyim. Futbolla uğraşmasaydım büyük ihtimalle öğretmen olarak üniversitede spor akademilerinde görev alırdım.

* Futbol yöneticiliğine ne zaman ve nerede başladınız?
- Futbolculuğum çok iyi değildi. Ben de bu alanda zirveye çıkamayacağımı düşünerek erkenden teknik adamlığa başlama kararını aldım. Çünkü ben çok hızlı, hedefli bir insan olduğum için hocalığa çok erken yaşta hedefler belirleyerek başladım.

* Yöneticiliğinizin ilk yıllarında beğendiğiniz ve kendinize örnek aldığınız isimler kimlerdi?
- Hocalık konusunda Johan Cruyff'u çok beğenirim. Oyunculuğu kadar hocalığı da çok iyidir. Filozofisi çok etkileyici bir kişi. Aslında tam anlamda hiç kimseyi örnek almadım ama beni en çok etkileyen isim kesinlikle Johan Cruyff'tur.

* Henüz 27 yaşında Samsunspor'da 1997'de Alman Teknik Direktör Horst Hrubesch’in asistanı olarak göreve başladınız. Hrubesch ile yolunuz nasıl kesişti?
- Üniversiteyi bitirdikten sonra Almanya'da o zaman B lisanslı bir genç bir hocaydım. Şans eseri o zaman Horst Hrubesch Samsunapor'a giderken beni yanına aldı. O dönemde Almanya'da üniversitelilere çok önem verirlerdi ve böylece beni de beraberinde götürdüğü için çok sevinmiştim.

* Bundealiga'nın en köklü ekiplerinden Eintracht Frankfurt'ta Teknik Direktör olan Martin Andermatt'ın ekibinde asistan olarak görev yaptınız. Bu süreçte kulübe, Bayram München'in ardından en iyi futbol eğitmenlik sistemi kazandırıldı. Engin Fırat'ın burada rolü neydi
- Eintracht Frankfurt ilgili olarak Almanya'da insanlar kaliteye önem veriyorlar. Eintracht Frankfurt'tan çıkmış birçok milli oyuncu çıkmasına rağmen önce kaliteye bakıyorlar. Yani Türk oluşum onlar için o kadar da önemli değil. Birçok Eintracht Frankfurtlu eski milli oyuncu iş ararken burada bana görev verdiler. Burası Türkiye gibi değildir. Biliyorsun Türkiye'de eski milli oyunculara hep öncelik tanınır. Almanya'da bu asla böyle olmayıp, öncelik her zaman kaliteden yana olmuştur.

* 2002-03 sezonunda Fenerbahçe'de Werner Lorant'ın yardımcısı olarak görev aldınız. Kötü geçen sezonda lider Beşiktaş'ın 33 puan arkasında 6. olarak bitirdi. Bu sezonda Galatasaray'ı 6-0 mağlup etmek dışında bir başarı yoktu. Sizce eksik olan tam olarak neydi?
- Fenerbahçe ile ilgili ortada bir yanlışlık var. Çünkü o medyanın her şeyi yanlış lanse etmesinden dolayıdır bu da. Biliyorsunuzdur Lorant'ın medya ile arası hiç iyi değildi. Biz sezonun ilk devresi bittiğinde ayrıldık, yani Aralık'ın sonuna doğruydu. O zaman Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında 2 puan fark vardı, bakın ona da önem verelim 2 puan. Biz ayrıldıktan sonra Oğuz Çetin göreve geldi, bir ton transfer yapıldı ve sözünü ettiğiniz puan farkları ortaya o zaman ortaya çıkmıştı.

* Fenerbahçe'den sonra Werner Lorant'ın yardımcısı olarak Almanya 2. liginde düşme tehlikesi olan LR Ahlen ile ikinci yarıyı 5. sırada bitirerek ligde bıraktınız. Bize bu süreçten söz eder misiniz?
- Almanya 2. ligdeki LR Ahlen dönemimizde orada gerçekten özgüvenini tamamen kaybetmiş bir takım ele almıştık. Onlara özgüven aşılayıp çok çalışarak, çok agresif bir şekilde presi uygulayarak ikinci devrenin en iyi ve en başarılı takımlardan bir tanesi olduk. Ççok iyi bir sezon sonu da getirdik. Yani herkesin küme düşer dediği takımı rahat bir şekilde ligde bırakmıştık. Orada da Başkanın çok önemli desteği oldu. Bizim her konuda isteklerimizi yerine getirmişti.

* Werner Lorant 2006-07'de İran 1. liginde olan Saipa FC'de göreve başladı. 3 Ay sonra takım ligde 1. olmasına rağmen Lorant istifa edip, sizin devam etmenizi istese de siz bu teklifi kabul etmeyip ve Lorant’a olan bağlılığınızı bozmadınız. Lorant bu erdemli duruşunuzu nasıl karşıladı?
- Evet İran'daki olay enteresandır. Çünkü takım çok rahat şampiyonluğa gidiyordu ve zaten sezonu şampiyon olarak bitireceği belliydi. Çok iyi gidiyorduk ama orada dediğim gibi Lorant'ın Alman olarak İran'a hiç uyum sağlayamaması sıkıntı yarattı. Bana da Teknik Direktörlük görevi teklif ediliyordu açıkçası ama Lorant’la beraber geldik, beraber giderek teklifi kabul etmemiş ve birlikte ayrılmıştık.

* Mart 2008’de İran Milli takımının antrenörü olan Ali Daei yardımcısı olarak görev aldınız. İran bu dönemde emin bir şekilde Asya grubunda 2010 FİFA Dünya Kupası elemelerinin son döneminde katılma hakkını kazandı. Bu başarı nasıl elde edildi?
- İran Milli takımı benim için çok önemli bir tecrübe oldu. Çünkü yabancı olarak bir yabancı ülkenin Milli takımın başında bulunmak gerçekten çok sıra dışı bir tecrübe oldu. Takımla ilgili de İranlı oyuncular arasında çok yetenekli vardı. Tek eksikleri aslında disiplin ve taktik. Onları da ilave ettiğiniz zaman gerçekten çok ciddi ve güçlü bir kadro ortaya çıkıyor. Ben şu an İran'ın Asya'nın en iyi takımı olduğunu düşünüyorum.

* 2014 yılı Kasım ayında Galatasaray'dan antrenörlük teklifi aldığınız ve Teknik Direktör Cesare Prandelli ile çalışmayı reddettiğiniz söyleniyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz.
- Bu konu da şöyledir. Bana o dönem birçok teklif geldi fakat ben artık yardımcı antrenörlük yerine bir Teknik Direktör olarak çalışmayı düşündüğüm için Prandelli ile çalışmak istemedim. Yoksa bunun Prandelli ile ilgisi yoktur. Ben kendi adıma karar vermiştim. Bu saatten sonra Teknik Direktör olarak çalışmak istiyorum yardımcı olarak değil. O anlamda konu kapandı yani bunu Prandelli veya Galatasaray bunun hiçbir ilgisi yoktur. Ben her iki tarafa da saygı duyan biriyim.

* 2016 yılında Avrupa Türk Teknik Direktörler Birliği'ne Avrupa Başkan Yardımcılığına seçildiniz. Burada ne gibi çalışmalarınız oldu?
- Avrupa'da Türk hocalar ve oyuncular var, tabii ki onlar da birleşmeye çalışıyorlar. Ben de sonuçta Almanya'da yetişip en üst düzeye gelmiş olan ender hocalardan bir tanesiyim. Bu şekilde de kendi adıma bir payım olsun diye çalışmalarda ben de elimden geldiğince faydalı olmaya ve böylece onlara bu şekilde destek vermeye çalıştım. Bunu ne kadar başardım, bu ayrı bir konu ama her zaman kapım ve telefonum kendilerine her daim açık olmuştur.

* 28 Ekim 2019'da Moldova Milli takımının yeni Teknik Direktörü olarak yaklaşık 1 yıl görev aldınız. İlk teklif geldiğinde neler hissettiniz ve nasıl bir çalışma ortamı buldunuz?
- Moldova Milli takımında 1,5 yıl görev aldım ve bu onlardan gelen ilk teklif olmadı. Ondan önce de teklif almıştım ama bu sefer nasip oldu. Benim için çok iyi bir tecrübe oldu bu anlamda. Ben hep sportif olarak olaya baktığım için, Hristiyan bir ülke olan Moldova Milli takımında bir Müslüman olarak görev almış olmam islam ülkelerinde çok ses getirmişti. Çünkü Müslüman Teknik Direktörler adına bu anlamda ilki ben yaşamıştım.

* Görev almış olduğunuz hangi ülkenin alt yapısını beğendiniz?
- Tabii ki çalıştım ülkeler arasında harbiden benim en çok hoşuma giden altyapı sistemi Almanya'da mevcuttur. Genel anlamda Almanya'da bütün yetenekleri tarıyorlar. Altyapıdan gelen oyunculara değer ve verilen önemler olsun yani Almanya o konuda gerçekten çok üst seviyedeydi. Bence Türkiye gibi ülkelerin Almanya'dan öğrenmesi gereken çok çok şey var.

* Bir antrenör olarak en büyük değeri nerelerde gördünüz?
- Şükürler olsun ki her yerde başarılı oldum. Başarılı olduğunuz her yerde de gerçek anlamda hak ettiğiniz değeri buluyorsunuz. Türkiye'de değerim o kadar ortaya çıktı mı hayır, çünkü Türkiye'de biliyorsunuz her gün medyatik olmak lazım. Her gün kamera önünde dolaşmak lazım o da benim işim değil. Benim işim sahada görevimi yaparak ön plana çıkmak ve bu şekilde öne çıkmak istedim.

* En iyi çalışma ortamını nerede buldunuz?
- Açıkçası tesis anlamında Türkiye çok ağır basıyor. Çalıştığım kulüpler arasında kesinlikle Fenerbahçe tesisleri ve çalışma ortamı tabii ki bu anlamda örnek bir kulüptür ve eminim ki şimdi çok çok daha üst seviyeye getirilmiştir.

* Hiç keşkeleriniz oldu mu, oldu ise bunlar nelerdi?
- Herkesin mutlaka vardır ama benim hayatımda hiç böyle bir düşüncem olmadı. Yani bu futbolla alakalı değil genelde öyle düşünmüyorum. Geride kalan geride kalmıştır zaten, önümüze bakmak lazım diye düşünüyorum.

* Avrupa'da görmüş olduğunuz rağbeti Türkiye'de görememek sizi üzüyor mu?
- Rağbetin Türkiye'de aynı olmadığını hepimiz biliyoruz. Onun içinde Türk futbolu istediğiniz seviyeye gelmiyor. Size böyle bir örnek vereyim. 20 Sene önce bir İspanya, bir Portekiz liginde hangi hocalar orada görev alıyordu ve şimdi gidip bakın kaç tanesi daha orada görevde kalmıştır. İnan ki yüzde doksanı gitmiştir. Piyasada veya başka ülkelere gidip orada devam etmiştir. Ama Türkiye'de son 20 senede hep aynı isimler görev almaya devam ediyor. Buda zaten başka hocaların rağbet görmesine en büyük engeldir.

* Birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğunuz teknik adamlar kimlerdi?
- Açıkçası bütün Teknik Direktörlerden bir şeyler aramaya çalıştım. Çünkü hepsinin kendine göre düşünceleri var. Herkesin kendine göre karakteri yapısı var. O anlamda herkesten bir şey kapmaya çalıştım. Aslında oyun düzeni bir takım liderliği konusunda hoca olarak Josef Jarabinski benim çok hoşuma gidiyordu. Çok bilimsel düşünen, sonuç odaklı olan bir hocaydı. Diğerlerine göre ondan birçok şey kaptığımı düşünüyorum. Diğerleri de tabii ki saygı duyuyorum ve öğrendiklerim var ama Josef Jarabinski açıkçası daha fazlaydı, diğerlerine göre öndeydi.

* Hedefinizde çalıştırmak istediğini kulüpler hangileridir?
- Açıkçası illa şu veya bu kulüp gibi bir hedefim hiç yok. Benim iki tane hedefim var, birisi Dünya Kupası'nda bir Milli takımın başında bulunmak. İkinci hedefi de bir gün Türk A Milli takımın başında bulunmak. Onun dışında böyle hedef koyduğum bir şey yok. Yani nasip neyse onu göreceğiz zaten.

* Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
- Ben Fransa maçımızı unutamıyorum. Düşünebiliyor musunuz Stade de France stadyumunda 70 bin kişinin önünde bir Türk Teknik Direktör olarak takımınızın başındasınız. Dünyanın birçok yerinde izlenen bu maçta kameralar üzerinizde ve spikerler sürekli Moldova Milli takımının başında bulunan teknik adamın Türk oluşundan dem vuruyor. Bu maçta hakem biraz adil olabilse en kötü bir beraberlik ile ayrılabileceğimiz bir maçtı. Benim için unutulmaz ve gurur verici bir anıydı.

* Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
- Sporsever okurlarınıza gelince yani onlarla futbol ile ilgili konuşmak bugünlerde hiç içimden gelmiyor. Ama hangi engel önümüze çıkarsa çıksın, hep beraber olduğumuz zaman, birbirimize destek olduğunuz zaman her engeli aşarız. Onun için her zaman olumlu olup, her zamanda pozitif bir şekilde hayata bakıp ve en iyi, en iyisini yaparak Türkiye için güzel şeyler yapmaya hep düşünelim. Hep beraber inşallah güzel günlerde buluşmak dileğiyle.

 

TEŞEKKÜRLER HÜSEYİN YILMAZ...

Teknik Direktör Engin Fırat hocam ile gerçekleştirdiğimiz röportajımıza sponsor olarak destekte bulunan, ilimizin sevilen siması Mahbuba Çay Bahçesi ve Harput Dibek Cafelerin işletmecisi değerli dostum Hüseyin Yılmaz'a teşekkür eder, başarılı çalışmalarının devamını dilerim.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
RÖPORTAJLAR Kategorisindeki Diğer Haberler
Merhabalar kıymetli okurlarımız. Belki de ülke futbolumuza hakem olarak hiz..
Merhabalar kıymetli okurlarımız, gittikçe geleneksel bir hal almaya başlaya..
Merhaba bizler için son derece kıymetli okurlarımız. Dolu dizgin yoluna dev..
Futbolcu olabilmek için Şanlıurfa'dan İstanbul'a kaçarak gelen, çoc..
Değerli okuyucularımız bu sayımızda ki röportajımızı, Türkiye’nin hakemin s..
Merhaba kıymetli okurlarımız. Bu haftaki röportaj konuğumuz emekli Havva As..
RSS
© 2021 - Batman Medya Gazetesi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=