Lütfen bekleyin..



-Çözüm süreci siyaset üstü bir süreçtir-

05 Haziran 2015, 01:45 - Okunma: 2615

Genel seçimlere giderken AK Parti'de aday adaylığı sürecinin en parlak ve en göze batan, delege temayülünde de delegenin desteğine mazhar olan, her kesimin dikkatlerini üstüne toplamayı başaran Barış Tarhan’la seçime giderken bir söyleşi yaptık.



Çözüm sürecini, başkanlık sistemini,  AK Parti’yi ve siyasete bakış açısını değerlendirdiğimiz söyleşide Barış Tarhan, ilgi ve dikkat çeken önemli mesajlar verdi. Tarhan süreç için, “Bu sürece içerde veya dışarıda destek veren her kesimi ve kişiyi bu millet ve tarih hayırla yâd edecek, sekteye uğratacakları lanetleyeceğinden kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
Seçim sonuçlarına göre çözüm süreci sekteye uğrar mı?
Çözüm süreci her hal ve şartta sekteye uğrayabilir. Halkların birbirleriyle olan sorunundan-meselesinden kaynaklanmıyor. Büyük fotoğrafta dünyayı yöneten sermaye, küçük fotoğrafta her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de temsilci sermaye gurupları ve onların siyasi-bürokrat, Asker-Polis ve Sivil toplum Yönetici VB yandaşlarının çözüm istemesi. Çünkü onlar savaş kazandırıyorsa savaştırırlar, barış kazandırıyorsa barıştırırlar. Çözüm süreci bütün bu karşıtlarına rağmen sağlanmış ve eli yüreğinde devam etmektedir. Bu tespitle yola çıkarak sorunuza gelirsek; çözüm süreci sekteye uğrayabilir ama bilmemiz gereken şudur; Bu süreç hiçbir partinin seçim sonucuna bağlı olmamalı, sadece belli siyasi partiler tarafından desteklenmemeli. Bu siyaset üstü bir süreçtir. Bu süreç bütün siyasi partilerin ve bu ülkenin her bireyinin namusu, şerefi ve geleceğidir. Hiçbir siyasi parti ve zümrenin siyasi geleceği bir insanın canından daha değerli değildir. Bu dünyada kendi evladını siyasi bir partinin iktidarı alması veya barajı aşması için feda edecek bir anne var mıdır? Bu sürece içerde veya dışarıda destek veren her kesimi ve kişiyi bu millet ve tarih hayırla yâd edecek, sekteye uğratacakları lanetleyeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Barış Tarhan Türkiye’nin ve bölgenin geleceğini nasıl görüyor?
Türkiye henüz çok güçlü bir ülke olmasa da, çok zengin bir ülke(Coğrafyası, genç nüfusu, insan kaynağı, kültürü, doğası, mevsimleri, konumu, geçmişi V.S…) Bir an önce acil yapması gereken işler var. Özellikle orta gelir tuzağından kurtulması dâhil.
Nedir bunlar:
1-Bir an önce tam demokrasiye geçmeli.
2-Hiçbir müdahaleye açık olmayan yüksek standartlı bir hukuk sistemi.
3-Yeni Anayasa(Millet ve insan odaklı bir Anayasa)
4- Siyasetin kişisel bir ikbal meselesinden çıkması için siyasetin ekonomiden arındırılması.
5-Siyasi düşüncenin ne olursa olsun, seçim sonucundan insanların ticari ve sosyal yaşantısından bir kaygı duymadığı, iktidara göre değişmediği bir düzen ve sistem. Bunun çok iyi bir getirisi de olur. Vatandaşın ülkeye olan sahiplenme güdüsünü arttırır.
Seçim barajı için ne düşünüyorsunuz, siyasetin barajı olur mu?
Seçim barajı için çok söylenecek pek bir şey yok. Çünkü bunun için demokrasi ve hukuk temelinde tartışma olacak bir konu değil. Temsilde adalet ilkesine ve eşit rekabet ilkesine aykırıdır. Yüzde 10’u ele alırsak şunu demek istiyor;  3 milyon insanın düşüncesi 4,5 milyon olmayana kadar parlamentoda temsil edilemez diyorsunuz. Şimdiki sistem için arz etmiyor diyorsunuz. Benim oyum ile çobanın oyu bir mi diyen aptal sarışından daha aşağı bir muameledir. Şunu belirtmek isterdim ki; Bu ülkede anayasa değişikliğinden daha önemli olan siyasi partiler kanunu ve seçim konusudur. Siz bunları yüksek demokratik standartlara ulaştırmadığınız sürece yeni Anayasayla sorun çözmüş olamazsınız. Anayasayı yapacak olan parlamentodur. Parlamento üyeleri halkla, seçmenin, parti üyelerinin, denetimi, katkısıyla seçemezsiniz. Kısa, orta ve uzun vadede sorun yaşarsınız. Siyasetin barajı olur mu diye sormuştunuz, ben de diyorum ki, siyasetin barajı olmaz.
Başkanlık sistemi için ne düşünüyorsunuz, Türkiye bu sisteme geçecek mi?
Parlamenter sistem kötü, Başkanlık sistemi iyi demiyoruz. Türkiye’yi bir bilgisayara benzetirsek, bunun için en ideal işletim sistemi Başkanlık sistemi olduğunu düşünüyorum. Anadolu milletinin, örf, adet, tarihsel geçmişine, genetik hafızasına en uygun yönetim şekli Başkanlık sistemidir.
Birkaç temel özelliğinden söz etmek gerekirse:
- Yürütme organı tek kişiden oluşur. Başkan yürütmesini(bakanlıklarını)atar.
- Koalisyon diye bir şey olmaz.
- Başkan direk halk tarafından seçilir ve halka karşı sorumludur(Meclise karşı değil)
- Aynı kişi hem Bakan, hem de mecliste Milletvekili olamaz.
- Sonlu bir sistemdir. Başkan en fazla iki dönem seçilir.
- Başkanın görev süresi dolmadan görevden alınamaz.
Geçmiş dönemlerde bir seçim döneminde 3 defa Başbakanın değiştiği, hükümetin kurulamadığı, bundan dolayı kirli pazarlıkların olduğu, milletin iradesi ve geleceği bu kirli pazarlıklara kurban edildiği bir siyasi geçmişimiz var ne yazık ki.
Başkanlık sistemine geçer miyiz, zamanı gelince göreceğiz ama şu kesin ki ülkenin bir an önce çift başlılıktan kurtulmalı. Hem Başbakan, hem de Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeli. Halk devletin başına bir kişi seçer ve onu denetler.
Bölgede ve Batman’da seçimin rengini nasıl görüyorsunuz?
Bölgede 2 parti var. Ak Parti ve HDP. AK Parti ‘referansım geçmişimdir’ diyor. Nedir bunlar: En önemlileri, yollar, okullar, üniversiteler, hastaneler, havalimanları, Eğitim ve sağlık sistemindeki devrim niteliğindeki düzenlemeler, Cumhuriyet tarihinin toplamından fazla alt yapı ve üst yapı yatırımları. Siyasi anlamda olağanüstü bir halden olağan hale geçmekten tutun, W harfle Newroz yazan gazetecilerin yargılandığı bir noktadan devletin kendi eliyle Kürtçe TV açmasına, Kürt sorununu tanımadan, Başörtüsü sorunundan, İmam hatipliler sorununa, sosyal yardımların ciddi anlamda iyi bir politikayla yükseltilmesi… Bunun karşılığında en yüksek derecede toplumsal desteği aldı.
HDP’nin Doğu ve Güneydoğu’da birinci parti olması olasılığı var mıdır, vardır ama önemli olan ondan sonraki süreçtir. Bu ağır imtihanı vermesidir. Gerek bölgesel, gerek genel politikalarda, çözüm ve insan odaklı tüm politik yana bir tutum içinde demokrasinin gelişmesi için katkıda bulunmalı. HDP çok iyi bilmelidir ki; Baraj salt Kürt oylarıyla değil,  her kesimden (ideolojik-etnik ve mezhepsel) Recep Tayip Erdoğan muhalifliğini destekçileriyle geçecektir. Türkiye’nin en büyük Kürt şehri İstanbul’a bakın. 1. 2. 3. bölgeden ne kadar Kürt seçmen var. Bundan önce BDP’nin bağımsız adayları yüzde kaç oy almıştır. Bu emanet oylar doğru yönetilmediği takdirde tehlikeli bir oydur. Batman’ı seçimden sonra konuşalım
AK Parti tek başına iktidar olabilecek mi, oy oranları ne olur, düşüş yaşanır mı?
Bence AK Parti sıradan bir parti olarak, bu ülkenin siyasi yelpazesinde yer almamıştır. Onun için salt oy oranı ile düşünmemek lazım. Evet, AK Parti 12 yıldır iktidarda ama bu değişim ve dönüşümü, ekonomik ve siyasi bağlamda aldığı oy ve Milletvekili oranına borçlu olduğunu düşünmek büyük bir yanlışlık olur. 2002’de yüzde 36 oy ile aldığı bir dönemden, 2007’ye kadar ki süreci bir hatırlamak gerekiyor.
Recep Tayyip Erdoğan sadece partisine oy verenleri değil, başka partide siyaset yapanların büyük bir kısmı dahil ki, bence bu örneklerden biri olarak, her kesimi ikna eden, “yap bakalım, görelim ne olacak noktasına getiren, ciddi bir güvenirlilik duygusu bu millete vermiştir. Örnek; İsrail’e karşı Oneminute’den sonraki tavizsiz duruş. Örnek; Çözüm süreci. Örnek; Ortadoğu bataklığında canlarını kurtarmak için kaçanlar için sınırların açılması. Önemli olan bu güvenirlilikte bir düşüşün olmamasıdır. AK parti oy oranını değil, topluma güven duygusu, yapabilirlik duygusunu, izlemini oluşturma üzerine kurmuştur. Bugüne kadar seçim stratejisini ve bence salt aldığı oylarla değil, ayrıca en önemlisi olan aldığı bu güven ve ehil olma ehliyeti ile değişim-dönüşümü gerçekleştirecek gücü elde etmiştir. Muhalefetlerinde gıpta ile baktığı bir parti olmuştur. Bütün kesimlerden büyük ölçüde oy versin vermesin takdir ettiği bir lidere kadroya ve mantaliteye sahiptir. Bunun kaybedilmesi siyasi tarihimiz ve ülkenin geleceği için iyi olmayacağını düşünüyorum.
Uzun yıllardır sağ partilerde siyaset yapıyorsunuz, siyaseti ne için yapıyorsunuz?
Bir tarihsel arka planı olan bir geçmişin taraftarlığını bugüne taşımak için (Menderes, Özel, 60, 71, 80 darbeleri, 28 Şubat) İlki benim kadar şanslı olmayanların hakların savunmak, benden daha şanslı olanlara karşı da hakkımı savunmak için, yani toplumsal, sosyal bir denge olması için. Beni iyi tanıyan herkes iyi bilir ki; siyaset benim hayatımı, yaşamımı kısıtlayan bir zemin. Bunun dışında kişisel olarak daha çok mutlu olacağım, daha rahat ve zahmetsiz, toplum nezdinde de daha az itibar suikastına uğrayacağım ekonomik olarak da bir bedel ödemeyeceğim bir süreci tercih edebilirim.
Ben gençliğimi bedel olarak ödedim. Tam olarak pişman değilim ama artık çoğu zaman acaba demeye başladım bakalım hayırlısı Ben sağcı değilim, daha doğrusu solcu değilim. Yani ne sağıcıyım, ne de solcu. İnsanların oluşturduğu kalıplara girmeyi doğru bulmayan bir kişiliğim var. Benim siyasi anlayışımda siyaset insanın ve özü insandan oluşan insanların bir araya gelmesiyle oluşan toplumun sorunlarını çözen, yaşamını hak-hukuk ve adalet refah içinde yürütme çalışan, bunun için yöntemler arayan hiçbir ideolojik mezhepsel ve etnik farklılık gözetmeksizin herkese eşit hizmet ve adalet gitmesini sağlayan bir kurumdur. Özal’ın Anavatan’ı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi bu doğrultuda siyaset alanına girmişlerdir.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
RÖPORTAJLAR Kategorisindeki Diğer Haberler
Amatör ve profesyonel olarak yıllardır Batman ve ülke futboluna hizmet etmi..
Batman Yaşam Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev ..
Tele-Röportajımızın bu haftaki konuğu 1970-1974 ve farklı yıllarda Batman P..
Tele-Röportajımızın bu haftaki konuğu 2010-2011 yılında Batman Petrolspor’d..
* Bu hafta Tele-Röportajımızın konuğu Süper ligde ve yurt dışında oynadığı ..
Bu haftaki Tele-Röportajın konuğu efsane kadronun altın eldiveni Mehmet Tal..
RSS
© 2018 - Batman Medya Gazetesi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=