Lütfen bekleyin..


Sedat GÜNDÜZ

LOZAN ANLAŞMASININ İÇ YÜZÜ-1

09 Ağustos 2017, 20:48 Okuma: 1355


Zafer diye anlatılan bir anlaşma ve şuana kadar kandırılan bir millet, evet binlerce şehit verdik bu topraklar uğruna ama gelin görün ki cephede kazandığımızı masalarda nasılda fazlasıyla veriyorduk... 20.09.2012 / 00:00
Amaç sadece Osmanlıyı yıkmak değildi amaç bir halkın değerlerini de yıkmaktı...

Kültürü, dini ve en önemlisi KARDEŞLİĞİ...

Lozan Anlaşması'nda bütün sistem Müslim-gayri Müslim ekseninde kurulmuştur. Yani Lozan’da müslüman milleti ve gayri müslimler vardır. Lozan mevzuunda yerli yersiz zırt pırt üfüren zevatın bunun farkında olduğunu sanmıyoruz. Onlar işlerin basit bir macera filminde olduğu gibi, Bandırma vapurunda sıcak bir yaz akşamı başladığını, silahını çekip düşmanı denize dökmesiyle nemli bir güz sabahında sona erdiğini sanırlar... Bir de büyük düşmanlar bizi aman ille de barış yapalım, ne olur Akdeniz’den ötesine geçmeyin, lütfen Türkler! diye ayaklarımıza kapanarak ısrarla davet etmişlerdir!

Madde bir: Bir kere Lozan Sulh Konferansı diye bir toplantı hiç olmamıştır! Türkiye'de resmen bu adla anılan toplantının gerçek adı Yakın Şark İşleri Konferansıdır. O sıralar dünyanın hâkimi olan İngiltere İmparatorluğu müttefikleriyle masanın baş tarafına oturmuştur. Eğer İngiltere ve müttefikleri galip taraftaysa, Türkiye masanın ne tarafında olabilir?

Cevabı meçhul olmayan bu soru yerli macera filmi meraklılarına hayır, olamaz! Dedirtebilir.

Türkiye'nin Lozan'da masanın galipler tarafına oturduğunu hiç kimse ispat edemez. Türkiye, Yunanistan’ı yenmiş, ama Birinci Dünya Savaşını İngiltere ve müttefiklerine karşı kaybetmiş taraf olarak masaya oturtulmuş ve Osmanlıyı yıkması dikte edilmiştir. Dünya Müslümanlarına Türklerin mağlup olduğu böylece gösterilmiştir. İşte bu yüzden konferansın uluslararası resmî adı Yakın Şark İşleri Konferansıdır!

Konferansta, Türkiye, Arapların çoğunlukta olduğu bölgeler dışında, esas olarak Türklerle Kürtlerin çoğunluk teşkil ettiği sınırlar içinde bir hükümranlık alanı olarak düşünülmüştür. Türkiye heyeti de bunu savunmuştur. Neticede, Misak-ı Millî sınırları büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Elbette Antakya-İskenderun, Haleb'e kadar olan bölge ve bilhassa Musul-Kerkük bu sınırların dışında kalmıştır. Türkiye Musul konusunda iç kamuoyunun zoruyla ısrarcı olmuş, fakat mesele Lozan da akim bırakılarak, İngilizler tarafından 1926 da Türkiye aleyhine çözülmüştür!

Hani en bağımsız, boyun eğmez dış siyaset takip edildiği söylenen dönemde Türkiye de buna rıza göstermiştir.

Türkiye Müslüman ahalinin devleti olarak kurulmuş, fakat Lozan da kaşıkla veren dünya hükümranı, bunu kepçeyle almak için İslâm'dan, Osmanlıdan arıtma uygulamalarını şart koşmuştur!

Bu anlaşmanın neresinde yazıyor? Denilebilir.

Açık metinlerde böyle bir şey yok. Fakat İsmet Paşa döndükten sonra, biz Hıristiyan olmadığımız için istiklâlimizi vermek istemiyorlar demiş, bunun üzerine Ankara istasyonunda ne yapalım? Mevzulu toplantılar yapılmıştır! Bu üst düzey toplantılarda bazı çok meşhur milliyetçi zerzevat, İslâm terakkiye mânidir, icap ederse Hıristiyan bile oluruz demeye gelen lâflar etmiştir. Elbette sonunda Hıristiyan olunmamıştır, çünkü bu gayri mümkündür. Fakat laik olunmuştur!

O sırada, Türkiye'nin gayri Müslim unsurları mübadele ile göçürülmüş, yerine Yunanistan'dan Müslüman unsurlar getirilmiştir. Ülkede farklılıkların fark edilmesini sağlayan unsurlar yok edilince, Müslim-gayri Müslim ayırımına gerek kalmamış, şiddetli bir düzmece Türk etnikliği siyaseti tutturulmuştur. Fakat bu Türk siyaseti, Kürtlerden çok Türklerin zararına olmuştur. Çünkü Cumhuriyet sonrasının Türk siyaseti, tarihi, değerleri ve kimliği ile yaşayan bir Türk kavramı üzerine kurulmamıştır. İcat edilmiş, sentetik, toplum mühendisliği ile benimsetilen bir Türk siyaseti izlenmiştir.

Türkler bu süreçte, değerlerinden soyutlanmıştır. Dininden, kültüründen ve batılılaşma adına ne kadar zararlı unsur varsa alınmış layık olan yararlı unsurlardan bilim, teknoloji vb, unsurlardan uzak tutulmuştur. Hatta dilleri ellerinden alınmak istenmiştir. Kaç asırlık Türkçe metinler, edebiyat ve yazı bir hamlede çöp sepetine atılmış, 1930larda yeni bir alfabe, dil ve yeni bir tarihle kurmaca bir Türk milleti oluşturulmak istenmiştir.

Küçük bir oligarşik zümre dışında, umumen Türkler bu millet tanımının içinde olmamışlardır. Milliyet tanımlamasından din tamamen çıkarılmış, dil, tarih yeniden oluşturulmuş, geriye kala kala vatan kalmıştır!

Bu uygulamalardan önce, Türkler ve Kürtler arasında farklılık hangi alanlarda idi?

Din beraberliği, his beraberliği, gönül beraberliği iç içe idi. Dil, yani Osmanlıca denilen zengin dil, Türkün, Arabın, Farsın, Kürdün ve diğer Osmanlı ile hemhal olmuş kavimlerin anlaşması için zengin bir kelime haznesi sunuyordu. Öztürkçe sırf Türklerle anlaşma yolunu tıkamakla kalmadı, sözlüklerden tasfiye edilen ortak kelimeler yüzünden diğer Müslüman ülkelerle anlaşmayı da güçleştirdi. 19. Yüzyıl Türkçeyi bütün Müslüman kavimlerin dili haline getirmişti. Denilebilir ki, o sıralar modern bilgilerle karşılaşmış hiç bir Müslüman Türkçenin yabancısı değildi. Osmanlı sınırları içinde kalan Arap, Fars, Kürt bütün Müslüman unsurların seçkinleri Türkçe biliyordu.

İslâm düşmanlığı siyaseti ile nasıl büyük müştereklik zedelendi ise, öztürkçecilik yapılarak, ortak değerler reddedilerek de toplumun zihni yapısına ağır hasarlar verilmiştir...

Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum. Lord Gürzon.
Sedat Gündüz
(Devamı Yarın)

 

 

 


LOZAN ANLAŞMASININ İÇ YÜZÜ-2 (Yazı -dizisi)

Lozan anlaşmasının gerçek yüzlerinden biride inkârını halen yapan CHP zihniyetine göre yok batılılaşma yok reform nağmeleri adı altında gizlemek olsa bile, gerçeği ne olursa olsun bir gün ortaya çıkacak...
Acaba anlaşmanın gizli tutulan yaklaşık 16 maddesinde neler yazıyordu?

Musul-Kerkük ve orijinal misak-i milli sınırları çizilmiş olsaydı şimdi Türk-Kürt sorunu yerine mason yapılanma bu ülkeyi parçalamak için hangi metodu ve yolu kullanacaktı? Ama unutulmaması gereken bir gerçek var o da şu ki biz millet olarak her şeye körü körüne inanıyoruz. Şanlı tarihimizin tek gerçeği Türk-Kürt-Arap-Çerkez o cephelerde şehit olan gerçek kahramanlardır.

İngiliz murahhas (delegeler) heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:

Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâm temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs (gönül) birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.

Lozan'da Türk delegeler heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ödünü ve teminatı veriyor ve diyor ki:

Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyet'ten kurtulmak hususunda besledikleri (yâni İsmet'in beslediği) azmin, inkâr edilmez delilidir.

Harfi harfine iktibas ettiğimiz (alıntıladığımız) bu sözlerle, Türk başmurahhasının (baş temsilcisinin), yani İsmet'in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği katî azimle ne kastettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz(ödün) diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.

Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları(toplantıları) ve karar: Din öldürülecektir.

Lozan Konferansının ikinci sayfası: Artık her şey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile her şey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip(haçlı birliği) kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir.(uzaktır)

Nihaî Vesika (son delil)

Lozan Muahedesinden(antlaşmasından) sonra, İngiltere Avam Kamarasında, Türklerin istiklâlini(bağımsızlığını) niçin tanıdınız? diye yükselen itirazlara,

Lord Gürzon'un verdiği cevap:

İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.

Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.

Artık bunun üzerine herşey apaçık anlaşılıyor, değil mi?

Gizli anlaşmanın entrikası Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl (yapay bağımsızlık) işinde gizli anlaşmanın müessiri(tesir edeni), tek kelime ile, Yahudiliktir.

Buna memur-u müşahhas(kişisel memur) kimse de, o zaman Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizme şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları(özgürlük vermeleri) , buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini(sınırlarını) kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.

Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar(delegeler) heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.

Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut(sözü edilen) mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.

İşte bu ehemmiyetli vesika(önemli delil), tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.

Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; Lozan'ın İçyüzü diye yazılan makaleden alınmıştır.Necip Fazıl Kısakürek imzalıdır.

Lozan Zafer mi Hezimet mi?

Kadir Mısıroğlu cilt: 1 sayfa: 272-273

İngiliz heyetinin başkanı Lord Gurzon Lozan'da İsmet Paşa'nın müşaviri sıfatına haiz bulunan [İstanbul Hahambaşısı] Hayim Naum efendiyi çağırarak daha önceki taahhütlere uygun olarak hilafet ilga edilmediği takdirde sulhun gerçekleşemeyeceğini söylemiştir. Esasen bu mesele ile öteden beri meşgul bulunan Hayim Naum Efendi Ismet Paşa ile Lord Gurzon arasında bu mesele etrafındaki haberleri getirip götürmek suretiyle ciddi bir gayret sarf etmişti.

Heyetin başkanı İsmet İnönü tek başına 'hilafeti kaldırma' sözü verecek mevkide değildi. Hatta o günlerde TBMM'de hilafet lehine bir hava doğmuştu. Bizzat Mustafa Kemal Paşa hilafeti methediyordu. Mesela Lord Gurzon'un tam Lozan'ı terk ettiği gün meşhur Balıkesir Hutbesini irad etmişti. Binaenaleyh Hayim Naum'a müspet bir cevap veremedi.

İsmet'le işi bitiremeyen Hahambaşı hemen atlayıp Türkiye'ye dönüyor. O esnada İzmir Iktisad Kongresinde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşüyor. >>

Harp Hatıralarım

Ali Ihsan Sabis cilt: 5 sayfa: 358

Hatta iddiaya göre Hayim Naum'a bir de yazılı 'taahhüt' veriliyor. Ve akabinde 'yorgun olduğu' ileri sürülerek ordu terhis ediliyor.

Hatıraları ve Söylemedikleri ile Rauf Orbay

Feridun Kandemir sayfa: 96-97
İsmet Paşa anlaşıldığına göre Lozan'da İngilizlerle bir nevi gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul'un Hahambaşısı Hayim Naum Efendinin telkinleriyle hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye'de devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu. Peki ya dört-beş ay önceki hilafete bağlılık hatta hilafetin kuvvetlendirilmesi düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat'i ifadeler ve İslam alemine bunun duyurulması hususundaki telaş ve heyecan ne olmuştu?

Ve günümüze kadar gelen sorunların Darbelerin, darbecilerin esin kaynakları olmuşlardır. Lozan anlaşması tam bir yenilgidir yıllardır tarih kitaplarında zafer diye sunulan bu anlaşma ki tarihi yazanlarda bu anlaşmayı yapanlar olduğu için çok şaşırmamak gerekir. Cephede kazanan ama masada kaybetmenin nasıl ve hangi yöntemlerle ve asıl olan amacının Öz Kültürümüzü ve Dini İnancımızı değiştirmekten başka bir şey değildir. Ben Böyle bir kazançla Kahraman ilan edileceğime Vatan Haini olmayı tercih ederdim.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
1016 gün önce
RSS
© 2017 - Batman Medya Gazetesi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=