Lütfen bekleyin..


Savaş Yıldırak / Tükenmez Kalem

Ruhumuza Dokunan Nükteler

05 Kasım 2018, 16:05 Okuma: 292

~Bu güne kadar- lisede, üniversite, meslek hayatımda- bir sürü konferansa ve bir sürü kitap fuarına katıldım.  Her çiçekten bal almaya çalışan bir arı gibi önemli gördüğüm konferanslar ve kitap fuarları için şehirler değiştirdim.  Yorgun düştüğüm, parasız kaldığım zamanlar oldu, ama hiç pişman olmadım.  Şimdi dönüp geriye baktığımda iyi ki yapmışım diyorum. Hepsinden bir şeyler öğrendim; her konferans farklı bir ufuk açtı. Her kitap fuarı, kültür ve düşünce dünyamda bir parke taşı oldu.

İşte, birkaç gün önce katıldığım konferansta da benzer kazanımlar elde ettim diyebilirim.  Misafirleri selamlamak için açılış konuşması yapan görev yaptığım okulumun değerli müdürü, konuşmasını bitirirken herkesi duygulandıran ve uzun süre hatıralardan silinmeyecek bir anıyı hatıralarımızın içine attı.

Karşısında oturan 10 11 yaşlarındaki oğlunu göstererek, titrek bir sesle, ‘’bu sabah oğlumu biraz üzdüm, bu yüzden huzurunuzda ondan özür diliyorum.’’ dedi.  Önce uzun bir alkış, ardından da derin bir sessizlik yaşandı.  Konferans orada bitseydi kimse yadırgamayacaktı. Kimse neden bitti demeyecekti. Çünkü herkes alacağını almıştı. Bundan öte ne olabilirdi!

Bazen öyle olur: koca bir kitapta geçen küçük bir söz,  çok uzun bir filmde geçen kısa bir sahne veyahut çetrefilli bir sunumda az yer kaplayan bir pasaj bile aradığımız şeyi bize verebilir.  Veyahut hesapta olmayan bir metafor da bazen bize inanılmaz fikirler kazandırabilir.

Aslında bizi biz yapan- bize şekil veren, zihnimizde gedik açan, ruhumuzu doyuran- biraz da bu tür nüktelerdir.

Bir baba, sabah oğlunu üzdüğü için belliydi ki gün boyunca etkisinde kalmıştı. Bunu telafi etmeliydi; oğlunun gönlünü alıp sızlayan vicdanını bir nebze de olsa rahatlatmalıydı. Ve öyle de yaptı. Oğlunun karşısına geçip naif bir edayla ondan özür diledi.  Onun için belki bu sürpriz değildi, ama oğlu ve salondakiler için oldukça duygu yüklü bir sürprizdi.

Çocukluğum boyunca bana anlattığı hikayelerle duygusal atmosferlerde metanetli olmayı öğreten babamı, bilmem kaçıncı kez bu konuda ihlal etmiştim ve bu sahnede de değişen bir şey olmadı. Babam yanılıyordu. İnsanın metanetli olamadığı ve olamayacağı atmosferler hep vardı ve olmaya da devam edecekti.

Hayat, ruhumuza dokunan bu tür sürprizlerle doludur.

Ne zaman, nerede karşılaşacağımızı asla bilemeyiz. Bazen bir kitabın ortasında, bazen bir konferansın girişinde, bazen bir toplantıda bazen de ilk kez gördüğümüz bir yüzde...  Hazır bulunmuşluğumuz arttıkça bu tür sürprizden etkilenmemiz de o derece artar.

Neyse…

Demek ki babanın görevi, çocuğuna sadece para vermek değil.  Çocuğun istediği kıyafetler, istediği oyuncaklar, arabalar vs. almak da değil.  Babanın görevi öncelikle, çocuğunu anlamaktır. Düşüncelerine saygı duymak, bireysel değerlerine değer vermektir.  Çocuk da olsa her insanın bir ruhu, duygusal dünyası ve karakteristik kimliği vardır. Bunları anlamadıktan sonra, bunlara değer vermedikten sonra çocuğa verilen paranın, çocuğa alınan kıyafetlerin hiçbir değeri yoktur.

Paranın satın alamayacağı şeyler vardır:
Sevgi gibi, anlayış gibi, gülümsemek, saygı, merhamet ve özür dilemek gibi.

Bunu orada (konferansta) tekrar anlamak ve derinden hissetmek güzeldi.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
RSS
© 2018 - Batman Medya Gazetesi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=