Lütfen bekleyin..


Ömer Biçecek

İNSAN İNSANIN KURDUDUR'DAN HZ. İNSAN'A

21 Mart 2019, 14:50 Okuma: 6689

~~Vicdan ve akıl süzgecinden geçmeyi başaramayan her söz ve davranış, evvela sahibini yaralamakla beraber, kültüre, topluma ve dine büyük zayiatler vermektedir. Erdem ve değerler'ini kolay bir şekilde yitiren toplumlar, hedefinden saparak amacı araç,  kutsalı da çıkar haline dönüştürmektedir. Çıkarını insan varlığından daha değerli tutulması, ben merkezci düsturuyla hareket edip isteklerin yegane hedef haline getirilmesi, menfaate dayalı dostane ilişkilerin hüküm sürdüğü şu çağın kaosa gebe kalması elbette ki kaçınılmazdır. Birbirlerine tahammülleri kalmayarak güvensizliğin birer birer yitirdiği insan ilişkileri, herkesi köşesine çekilmeye mecbur bırakarak gerek aile içinde gerekse toplumda kutuplaşmaya sebebiyet vermektedir. Çünkü güvensizlik insan ilişkilerini zedeleyen, yıpratan olgunların en başında gelmektedir. Bunun sonucunda herkes hayata bakış açısına veya ideolojilerine göre yeni değerler, idealler üreterek var olma çabasına girerler. Bunları hanesinde, parti veya cemaatinde bariz bir şekilde yaşayan birey zamanında sokakta insan arasına pek karışamadığından, sokakla bütünleşemediğinden dolayı radikal bir hal almaktadır. Hoşgörülüsüzlüğe istinaden Bu da toplumda derin uçurumlara, tefrikaya, anlaşmazlığa yol açmaktadır. Kardeşi kardeşe kırdırtan bu güven yoksunluğunun emsalleri çoğaldıkça, bireyleri yalnızlığa, tahamülsüzlüğe itmekle beraber yeni neslin dirilişine karşı tehditkarane bir hal almaktadır. Bu ahlaki çöküşün var olan refahı da yitirerek bir önceki günleri aratır bir vaziyet alması çok da masumane olsa gerektir. Eşref-i mahlukat olan insanoğlu yeryüzünün en değerli varlığı olabilmekle beraber, doğanın başına gelmiş en büyük felaketin de ta kendisidir. Buna doğası gereği yırtıcı kuşlar, vahşi hayvanlar da dahil.

İnsanın akl-ı selime sahip olması ve içten dışa doğru cereyan eden herşeyin iradenin birer beyanı olması yozlaşmayı insana münhasır kılmıştır. Fıtrat gereği insanoğlu kontrolü elinde bulundurabilip, hükümran bir statüye sahiptir. İyiliğin ve kötülüğün vuku bulması da akıl ve vicdanın takdirine kalmıştır. Yozlaşmanın kol kanat gezdiği toplumlarda muktedir iken neme lazımcılık vebasına yakalananlar, asrın en güzide intihar biçimini seçme hürriyetinde bulunmuş demektir. Bu seçim ne akıl karı ne de vicdanın erdeminden geçmiş bir tercihtir. Ki "İnsan insanın kurdudur" diyen Thomas Hobbes bu durumda ne kadar haksızdır?
Peki, bu yıkımın ve felaketin açtığı köhne yaraların tedavisi, çareleri var mıdır?  Varsa, bu tedavinin sonuç vermesi kaç ömür sürer? ve kaç kişi bu derde bilhassa kendi derdine hekim olma zahmetinde bulunur?
Evvela hiç bir şey yapmasan bile toplumda refahı bozacak şeylerden kaçınman, huzuru kaçıran fiiliyatlardan sakınman yani kötülük (mevzu bahis kul ile Allah ilişkisinden ziyade beşerin kamusal alan etiği kastedilmektedir) işlememen bile bir iyilik olup, olumlu davranışlar etiğinde değerlendirilebilir. Değer'lerinin birer meta aracına dönüştüğünün farkında olan çağdaş bireyin, buna karşın mukaveme etmesi, sosyal bilincin duyarlılığını tesis etmede yegane gücün "farkındalık" olduğunu bilmekle beraber efkar-ı umumun inşasında yitirilen değer'lerin tekrar hayat bulması için bu uğurda adım atmak gerektiğine kanaat getirecektir. Çünkü farkındalık, bir şeyin kolay bir şekilde yok olup gitmesini zorlaştırmaktadır. "Ölecek olan ölümlünün ömrünü uzatmak demektir". Hele ki mevzu bahis sosyal ahlak, kültür veya alışılagelmiş bir değerse buna zarar vermek isteyen sahibini acıtacaktır. Böylece bir sosyal yıkımın ve felaketin önüne geçmiş olunacaktır. Bilincin ne kadar önemli olduğu bariz bir şekilde ortada olup, aksi olduğu takdirde tam tersi durumun yani korumacı, savunmacı pozisyonundan çıkıp saldırgan, tüketici, kendi değerlerini bertaraf eden bir konuma dönüşmekte olup, taarruzu kendini yok etmek isteyen (fakat farkında olmayan) fevkalade bir halk yığını tabloda yerini alacaktır.

Her şeyden önce insanın insan olduğu için değer vermek. Yani statüsüne, ideolojisine, mensup olduğu kurum ve kuruluşa, etnisitesine/ırkına, inancına, bakmadan onu kabul edip değer vermek lazım. Aksi halde tek tipleşmenin, kutuplaşmanın, biz, onlar gibi kavramların serencamı olan ötekileştirme, felaket ve talan manzaralarıyla yüz göz olmamız şaşılacak bir hal olmayacaktır.

Çıkar kaygısıyla hareket etmeyi bir kenara bırakıp ortak menfaate çalışan, kendi fikrini başkalarına lanse etmek yerine her düşüncenin birer zenginlik olduğuna inanan, ben merkeziyetçiliğin ortadan kaldırılıp ortak bir değer etrafında birleşen bir toplumun istikbali ne denli parlak ise levh-i mahfuz'un ve Farabi'nin erdemli şehir statüsüne ulaşmakla beraber yozlaşmayı o kadar muhal bırakacaktır. İnsan ilişkilerinin, birlikteliğin ve diyaloğun aracı olan "hoşgörü ve güven" tavırları takınıldıkça  sosyal yaşamın değer kazanması birbirine sıkı aile ilişkilerinin ve bunun en bahtiyar sonucu olarak toplumsal birlikteliği doğurması olağandır.

Böylece ruhaniyeti bozan çekememezlik, tahammülsüzlük gibi durumların yok oluşuyla toplumsal refahın artması da söz konusudur. Özellikle çağın büyük bir sorunu haline gelmekte olan 21. Yy yalnızlığı için de güven ve hoşgörü ortamının sağlanmasıyla çözüme kavuşturulması yönünde ümitvar etmektedir. Bireysellikten toplumsallığa evrilen beşer, muasırlarıyla hemhal olup benliğini toplum içinde eritecektir. O halde bunu gerçekleştiren toplum artık Hz. İnsan makamına ulaşmış mıdır?

Dücane Cündioğlu Hz. İnsan demekle ne kadar haksız?

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
768 gün önce
773 gün önce
800 gün önce
895 gün önce
915 gün önce
1161 gün önce
1168 gün önce
1182 gün önce
1196 gün önce
1210 gün önce
1217 gün önce
1224 gün önce
1231 gün önce
1238 gün önce
1245 gün önce
RSS
© 2019 - Batman Medya Gazetesi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=