Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Demokrasiyi yalnızca dört veya beş yılda bir sandığa gitmekten ibaret görmek, vatandaşın siyasi iradesini sandık gününe hapsetmekten başka bir şey değildir.
Oysa gerçek demokrasi, seçmenin yalnızca yöneticileri belirlediği değil, seçtikten sonra da onları denetleyebildiği bir sistem üzerine kurulmalıdır.
Bugün ABD’de uygulanan seçim sistemine baktığımızda üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir mekanizma görüyoruz. Amerika’da başkan dört yılda bir seçiliyor ancak Kongre seçimleri iki yılda bir yapılıyor. Yani başkanlık seçiminden iki yıl sonra halk yeniden sandığa giderek Temsilciler Meclisinin tamamını ve Senatonun yaklaşık üçte birini yeniden belirliyor.
Bunun adı ara seçim. Üstelik bu seçimler yalnızca milletvekillerinin kim olacağını belirlemiyor; aynı zamanda görevdeki başkanın politikalarına, yönetim anlayışına ve siyasi performansına yönelik bir halk değerlendirmesi niteliği taşıyor. Başkan seçilmiş olmak, iki yıl boyunca halkın denetiminden uzak kalmak anlamına gelmiyor. Seçmen, ara seçimde Kongre’nin siyasi dağılımını değiştirerek yürütmenin hareket alanını da etkileyebiliyor. İşte asıl üzerinde durmamız gereken mesele tam olarak bu: Seçmenin iradesi neden yalnızca seçim günü hatırlanıyor?
TÜRKİYE’DE NEDEN BÖYLE BİR SİSTEM YOK?
Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri Anayasa’nın 77. maddesi gereğince beş yılda bir aynı gün yapılıyor. Anayasa’nın 78. maddesinde ara seçim düzenlemesi bulunsa da bu, ABD’deki gibi iktidarın performansını değerlendirmek amacıyla yapılan genel bir ara seçim değildir. Milletvekilliği boşalmalarıyla ilgilidir. Anayasa Mahkemesi +1
Dolayısıyla Türkiye’de seçmen, bir siyasi partiye veya Cumhurbaşkanına verdiği desteği normal seçim takvimi içerisinde yeniden değerlendirmek için beş yıla kadar beklemek durumunda kalabiliyor.
Elbette parlamenter sistemlerde güvenoyu, gensoru gibi mekanizmalar; başkanlık sistemlerinde ise yasama organının denetimi farklı şekillerde işler. Ancak bunların hiçbiri doğrudan seçmenin ara dönemde sandığa giderek siyasi temsilcileri değerlendirmesiyle aynı şey değildir.
Üstelik Türkiye’de seçmenin önüne koyabileceğimiz başka bir demokratik tartışma daha var: Geri çağırma seçimi, yani recall election.
Bu sistemde belirli şartları yerine getiren seçmenler, görev süresi dolmadan seçilmiş bir temsilcinin görevden alınması için halk oylaması talep edebiliyor. ABD’nin bazı eyaletlerinde ve yerel yönetimlerinde bunun örnekleri bulunuyor.
Türkiye’de de belirli imza eşiklerine, objektif şartlara ve hukuki güvencelere bağlanmış bir model tartışılabilir.
SANDIK YALNIZCA SEÇİM GÜNÜ HATIRLANMAMALI
Dünya siyasetinde bunun güncel bir örneğini de tam bugün görüyoruz. 3 Kasım 2026’da ABD’de yapılan ara seçimlerde Demokratlar, Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi karşısında hem Temsilciler Meclisini hem de Senatoyu kazanarak Kongre’nin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle hayat pahalılığı, ekonomi ve yönetim politikalarına yönelik seçmen tepkisi seçim sonuçlarında etkili oldu. AP News +1
Bu sonuç, ABD’de başkanlık koltuğunun dört yıllık bir görev süresiyle sınırlı olmasının, başkanın siyasi gündeminin dört yıl boyunca denetimsiz kalacağı anlamına gelmediğini gösteriyor.
Türkiye’de de şu soruyu artık daha ciddi biçimde tartışmalıyız: Bir milletvekili seçim bölgesindeki vatandaşların taleplerini görmezden geliyorsa, verdiği sözleri yerine getirmiyorsa, seçmenle arasına mesafe koyuyorsa bunun demokratik bir karşılığı ne olmalıdır?
Vatandaş seçimden önce aranıyor, ziyaret ediliyor, kapısı çalınıyor, talepleri dinleniyor. Seçim bittikten sonra ise aynı vatandaşın taleplerine ulaşabilmesi, milletvekilinden hesap sorabilmesi ve verdiği oyun karşılığını görebilmesi her zaman mümkün olmuyor.
Oysa milletvekilliği bir ayrıcalık değil, kamu adına üstlenilmiş bir temsil görevidir. Seçilmiş olmak, seçmeni beş yıl boyunca bekleme odasına almak anlamına gelmemelidir.
Önerimiz ne olmalı?
Türkiye’de de şu üç mekanizmanın tartışmaya açılması gerektiğini düşünüyorum:
1\. Ara dönem halk denetimi: Genel seçimlerin ortasında, milletvekillerinin temsil performansının seçmen tarafından değerlendirilebileceği bir demokratik mekanizma oluşturulmalı.
2\. Geri çağırma seçimi: Belirli sayıda seçmenin imzasıyla, görevini yerine getirmediği düşünülen milletvekili veya yerel yöneticiler hakkında erken görevden alma referandumu yapılabilmesi tartışılmalı.
3\. Milletvekili hesap verebilirliği: Her milletvekili seçim bölgesinde düzenli halk toplantıları yapmalı, kendisine iletilen talepleri ve bu talepler karşısında attığı adımları kamuoyuna açıklamalı.
Elbette böyle bir sistemin siyasi intikam aracına dönüşmemesi için yüksek imza eşikleri, tarafsız denetim, açık usuller ve görev güvencesi gibi koruyucu düzenlemeler de şarttır.
Sonuç olarak; Bizim ihtiyacımız olan şey yalnızca daha sık seçim yapmak değil, seçilmişleri daha güçlü biçimde denetleyebilen bir demokrasi anlayışıdır. Vatandaşın görevi sadece oy vermek, siyasetçinin görevi de sadece seçilmek değildir. Aralarında seçimden seçime kurulan değil, her gün işleyen bir hesap verme ilişkisi bulunmalıdır. Sandık, siyasetçinin beş yılda bir hatırladığı bir kapı olmaktan çıkmalı; vatandaşın gerektiğinde yeniden söz sahibi olabildiği bir demokratik denetim aracına dönüşmelidir. Çünkü demokrasi, halkın yalnızca yöneticilerini seçmesi değil, yöneticilerin de halka hesap vermesidir.
Unutmayalım: Seçmen beş yılda bir hatırlanacak bir oy pusulasından ibaret değildir. Egemenliğin asıl sahibidir.