Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir zamanlar okul koridorlarında en büyük heyecanımız kokulu silgilerimiz ya da kapağı açılınca kat kat genişleyen renkli kalemliklerimizdi.
Masumduk. O küçük eşyalar aramıza duvarlar örmez, bizi “fakirler” ve “ötekiler” diye ayırmazdı.
Şimdi ise teneffüs zili çaldığında ilkokul sıraları adeta birer lüks tüketim vitrinine, çocuklarımız ise doyumsuz bir marka yarışının kurbanına dönüşüyor. Son dönemin en büyük çılgınlığı ve histerisi: Binlerce liralık ithal termoslar.
Aslında şantiyeler, uzun doğa kampları ve zorlu hava koşulları için üretilmiş o devasa çelik tanklar, bugün gencecik çocukların okul sıralarını işgal ediyor. Ama mesele elbette su içmek ya da susuzluğu gidermek değil. O pipetin ucu; sınıflarda bir çocuğun diğerini ezdiği, dışladığı ve etiketlediği sınıfsal bir simgeye dönüştü bile.
“O Termos Masada Yoksa Bizim Gruba Gelemezsin!”
Şaka değil, abartı hiç değil. Şu an Türkiye’nin dört bir yanındaki okul sıralarında yaşanan acı bir gerçek bu: Kız çocuklarının masalarda termoslarını renklerine göre dizip yan yana koyduğu, sıradan bir matara kullanan arkadaşını “Seninki sahte mi?”, “Niye bundan aldırmadın, fakir misiniz?” diyerek masadan kovduğu ağır bir akran zorbalığı yaşanıyor.
Bir çocuğun ait olma hissi, özsaygısı ve arkadaş çevresi; kapağındaki logoya, kulpunun rengine ve o pipetin markasına endekslenmiş durumda.
ÇEVRE BİLİNCİNDE NARSİZM ÜRETMEK
İşin en absürt tarafı ise bu ürünlerin felsefesi. “Tek kullanımlık plastiği bırak, ömürlük bir çelik termos al, dünyayı kurtar” vaadiyle yola çıkan markalar, tüketim çılgınlığının yeni bayraktarı oldu.
Şimdi ne mi oluyor? Aynı evde, sırf kıyafetine uydurmak için pembe, krem, lila, mint yeşili derken 4-5 farklı termos koleksiyonu yapan çocuklar var. “Ömürlük” diye pazarlanan nesneler, mevsimlik çorap gibi hızlıca tüketiliyor. Çocuklarına çevre bilinci aşıladığını sanan modern ebeveynler; farkında olmadan evlerinde doyumsuz, sabırsız ve statüyü eşyalardan alan küçük birer narsist yetiştiriyor.
SİSTEM BİZİ BOĞAZIMIZDAN YAKALADI
Peki biz ebeveynler olarak ne yapıyoruz?
Akşam eve gelip gözyaşları içinde “Anne, herkesin var, sadece benim yok, benimle dalga geçiyorlar” diye ağlayan çocuğun karşısında ciğeri yanan anne-baba; ertesi gün mutfak masrafından, kendi kışlık botundan kısıp kredi kartına 6 taksitle o termosun peşine düşüyor.
Çünkü hiçbir ebeveyn, evladının o sınıfta boynunun bükülmesine, dışlanmasına dayanamıyor. İşte sistemin tam olarak beslendiği, bizi boğazımızdan yakaladığı en zayıf noktamız burası: Ebeveyn vicdanı.
Çocuklarımıza eşyaların değerini değil, fiyatını öğrettiğimiz gün kaybettik. Bir termosun kapağına sığdırılan özsaygı, yarın başka bir lüks markanın logosunda arayacağımız koca bir tatminsizlik yaratacak. Artık durup sormak zorundayız: Biz evlatlarımıza su içmeyi mi öğretiyoruz, yoksa gösteriş yapmayı mı?