BU ÜLKEDE GÜNDEM NEDEN HİÇ DURMUYOR?

Bu ülkede gündem çok hızlı değişiyor.

BU ÜLKEDE GÜNDEM NEDEN HİÇ DURMUYOR?
Yayınlama: 01.01.2026 12:55:54
13
A+
A-

O kadar hızlı ki, dün hepimizi ayağa kaldıran bir olay bugün hatırlanmıyor bile.Peki bu gerçekten tesadüf mü, yoksa alıştığımız bir düzen mi?

Türkiye’de sorunlar aslında değişmiyor. Ekonomi, adalet, eğitim, liyakat, gelir dağılımı… Hepsi yerli yerinde duruyor. Değişen sadece ne konuştuğumuz. Çünkü bizde gündem oluşmaz; yönetilir. Bir mesele derinleşmeye başladığında, tam “neden?” sorusu sorulacakken, başka bir başlık sahneye sürülür. Toplum bir anda oraya döner. Önceki konu yarım kalır, cevapsız kalır, unutulur.

Medya artık haber anlatmıyor; duygu pompalıyor. Öfke, korku, gurur, linç… Duygu yükseldikçe akıl geri çekiliyor. Akıl çekilince de sorgulama bitiyor. Sosyal medya bu hızın yakıtı. Algoritmalar uzun düşünceyi sevmez. Hızlı tüket, hızlı unut. Üç gün konuş, dördüncü gün yeni bir skandal.

Toplum ise yorgun. Geçim derdi, gelecek kaygısı, sürekli baskı… Yorgun zihin derinleşemez. “Sorun ne?” yerine “yeni ne oldu?”ya bakar. Oysa bazı meseleler uzun konuşulursa tehlikelidir. Hesap sorulması gerekir. Sorumlular görünür hâle gelir. Bu yüzden ciddi başlıklar kısa tutulur, gündem sürekli yenilenir.

Bu bir kaos değil, bu bir alışkanlık, hatta bir sistem.

Hızlı gündem demek;

– Hesap sorulmaması

– Hafızanın zayıflaması

– Toplumun tepki veren ama yön veremeyen hâle gelmesi demektir.

Belki de asıl soru şudur: Biz gerçekten unutkan mıyız, yoksa unutmaya mı alıştırıldık? Çünkü bu ülkede hatırlamak zahmetlidir. Unutmak ise herkes için daha konforludur.

Peki bu olan bitenlerin karşısında Maddi durumu iyi olanların psikolojisi nasıl sizce ;

  1. “Yalıtılmış hayat” psikolojisi

Geliri ve güvencesi yüksek olan insanlar: Özel okul, özel hastane, özel site, özel ulaşım, özel güvenlik kullanıyor. Bu, fiziksel konfor sağlıyor ama aynı zamanda toplumsal teması kesiyor. Sorunlar ekranda kalıyor, hayata değmiyor.

Sonuç: “Evet ülke kötü ama bana değmiyor.” Bu bir duyarsızlık değil sadece; alışılmış bir kopuş.

  1. “Kontrol bende” illüzyonu

Ekonomik gücü olan insan şuna inanır: “Ben her şartta yolumu bulurum. Gerekirse giderim. Gerekirse parayla çözerim.” Bu düşünce geçici bir psikolojik güvenlik sağlar. Ama aynı zamanda empatiyi aşındırır.

Bu noktada şu cümle devreye girer: “Ben kendimi kurtardım.”

  1. Gerçekten umursamayanlar var mı?

Evet, var ama genelde iki tip:

  1. a) Yeni zenginler: Statüsünü kaybetme korkusu yüksek, sistemi sorgulamak istemez. “Aman tadımız kaçmasın” çizgisinde.
  2. b) Gücü sistemle iç içe olanlar: Sorunun parçası oldukları için sorunu konuşmayı tehdit olarak görürler. Bunlarda “bana dokunmayan yılan…” refleksi baskındır.
  3. Umursayanlar ne yaşıyor?

Asıl ağır psikoloji burada. Bu insanlar: Durumu görüyor, çözüm gücü olduğunu sanıyor ama yetemiyor. Suçluluk ve çaresizlik arasında gidip geliyor.

Bir yandan: “Bu ülke nereye gidiyor?”

Öte yandan: “Benim hayatım yine de iyi.”

Bu ikilik sessiz bir vicdan yükü yaratıyor.

  1. Uzun vadede kim daha çok etkileniyor?

İlginç ama gerçek: Uzun vadede en kırılgan grup, kendini tamamen izole edenler.

Çünkü: Hukuk çökünce para da korumaz. Eğitim bozulunca gelecek de bozulur. Toplumsal çürüme eninde sonunda her duvara dayanır. Yılan bazen bin yıl yaşamaz. Sadece sırası gelene kadar sessizdir.

Sonuç olarak:

Bu ülkede maddi durumu iyi olanların önemli bir kısmı: Bilerek görmezden geliyor. Psikolojik olarak kendini izole ediyor. “Ben hallederim” illüzyonuyla ayakta duruyor. Ama hiçbir toplumda tam yalıtım mümkün değildir.

Velhasılı kelam Allah sonumuzu hayretsin.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.