Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…
Hz. Peygamber (s.a.s.), gençliğinden itibaren güvenilirliğiyle tanınmış, Mekke’de daha peygamberlik görevi verilmeden önce dahi “el-Emin” lakabıyla anılmıştır. Henüz yirmi beş yaşlarındayken, Mekkeliler arasında doğruluğu ve emin oluşu tartışmasız kabul edilen bir şahsiyetti.
Nitekim 35 yaşında, Kâbe’nin tamiri sırasında Hacerülesved’in yerine konulması konusunda Kureyş kabileleri arasında çıkan anlaşmazlığın çözümü, Kâbe’ye ilk girecek kişiye bırakılmıştı. O an Hz. Muhammed’in (s.a.s.) geldiğini görenler, “İşte el-Emin geliyor” diyerek sevinmiş ve onun vereceği karara gönül rahatlığıyla razı olmuşlardı. Bu olay, Efendimizin güvenilirliğinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Mekkeliler, en kıymetli eşyalarını dahi gönül rahatlığıyla Hz. Muhammed’e emanet ederdi. O, kendisine bırakılan emanetlere asla ihanet etmemiş, her birini eksiksiz ve sağlam şekilde sahiplerine teslim etmiştir. En zor anında bile bu ahlaktan taviz vermemiştir. Hicret sırasında, kendisine emanet edilen müşriklere ait eşyaları sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali’ye bırakarak, “Emanetleri sahiplerine ver, sonra Medine’ye hicret et,” buyurmuştur.
Efendimizin başarısının temelinde de işte bu güvenilirlik yatmaktadır. Şayet güvenilir olmasaydı, insanlar onun etrafında toplanmaz; aksine dağılır giderlerdi. Güven, sadece bireysel bir erdem değil, toplumu ayakta tutan temel bir değerdir.
Bir toplumda; anne babanın çocuğuna, çocuğun anne babasına; eşlerin birbirine; amirin memura, memurun amire; işçinin işverene, işverenin işçiye; satıcının müşteriye, müşterinin satıcıya güven duyduğu bir düzen inşa edilmelidir. Böyle bir toplum ancak çaba ve gayretle oluşur ve ancak o zaman temiz, emanet edilecek bir nesil bırakılabilir.
Kısacası Müslüman, güvenilir kimliğine asla gölge düşürmemelidir. İhanete hiçbir şartta tenezzül etmemelidir. Müslümanın hayatında ihanet olmamalıdır.
Rabbim bizleri güvenilir kullarından eylesin, hainlikten muhafaza buyursun.
Kalın sağlıcakla…
Allah’a emanet olun.