Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesi, devletin bekasının en önemli ve sarsılmaz dayanaklarından biridir.
Bu vizyoner ilke, yalnızca dış politikada barışçıl bir çizgiyi değil, içeride hukukun üstünlüğünü, tavizsiz adaleti, toplumsal huzuru ve ortak bir geleceğe olan sarsılmaz inancı esas alan köklü bir devlet anlayışını ifade eder.
Bu çerçevede güçlü bir devlet düzeni, ancak vatandaşına güven veren, adaleti mülkün temeli kılan ve yarınlara umutla bakılmasını mümkün kılan bir yapıyla inşa edilebilir.
Devletin bekasının temel dayanaklarından biri anayasal düzendir. Çünkü anayasa, bir devletin omurgası ve temel taşıdır. Devletin nasıl yönetileceğini, temel hak ve özgürlükleri, kurumların görev ve yetkilerini belirleyen en üst hukuk normudur. Hukukun üstünlüğünü esas alan, insan haklarını güvence altına alan, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını benimseyen bir anayasal düzen; devlet aklı ve toplumsal uzlaşı temelinde oluşturulduğu sürece, devletin bekasının en güçlü güvencelerinden biri olacaktır.
Bu çerçevede devletin bekası; adalet, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğüdür. Ayrıcalıklı zümrelerin varlığı değil, eşit vatandaşlık hukukudur. Güçlü demokrasidir, bağımsız yargıdır, liyakat esasına dayalı kamu yönetimidir, şeffaf ve hesap verebilir devlet anlayışıdır. Çünkü devletin gerçek gücü; tüm vatandaşlarına kimliği, inancı, düşüncesi ya da yaşadığı bölge ne olursa olsun eşit yaklaşabildiği, hukuku herkese istisnasız ve tarafsız uygulayabildiği ölçüde kalıcı olur. İşte devletin bekasını güvence altına alan da bu adalet ve hukuk düzenidir.
Bu gücün ekonomik ayakları da göz ardı edilemez. Gerçek bir beka; adil gelir dağılımı, millî gelirin toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yansıması, güçlü üretim, gelişmiş tarım ve sanayi ile bilim ve teknolojide sürekli ilerlemeyle mümkündür. İşsizliğin azaldığı, gençlerin geleceklerini başka coğrafyalarda değil, kendi ülkelerinde kurabildiği, girişimciliğin desteklendiği ve yoksulluğun kökten azaltıldığı bir ülke, geleceğini de kendi elleriyle güvence altına almış demektir.
Toplumsal refahın kalbi ise eğitim ve sağlıktır. Gerçek devlet bekası; hiçbir ailenin çocuğunu iyi bir eğitim alabilmek için özel okula göndermek zorunda kalmadığı, hiçbir vatandaşın nitelikli sağlık hizmetine erişebilmek adına özel hastanelere gitmek zorunda kalmadığı bir sosyal devlet düzenini kurabilmektir. Eğitim ve sağlık, devletin en temel ve vazgeçilmez sorumluluklarıdır.
Vizyonumuzu biraz daha genişlettiğimizde bekaya dair yeni başlıklar açılır: Güvenli ve temiz şehirler, gözü gibi korunan bir doğa, temiz hava ve su, köylerin yaşatılması, kırsalın ve üreticinin güçlendirilmesi… İşte vatandaşı kucaklayan bu yaşam kalitesi, aidiyet duygusunu besleyen en büyük güçtür. Kadınların, çocukların, yaşlıların ve engelli bireylerin haklarının anayasal güvence altında olduğu; kültürün, sanatın, sporun, bilimin ve özgür düşüncenin yeşerdiği toplumlar geleceğe çok daha güvenle yürür. Yolsuzlukla amansızca mücadele eden, kamu kaynaklarını etkin kullanan ve vergide adaleti sağlayan devletler, vatandaşının güvenini ve ortak geleceğe olan inancını güçlendirir. Uluslararası alanda saygın bir ülke olmak, vatandaşlarına güçlü bir pasaport ve geniş seyahat özgürlüğü sunabilmek de devlet bekasının dış dünyaya yansıyan göstergelerinden biridir.
Sonuç olarak devletin bekası; hukukun üstünlüğünü esas alan, adaleti herkes için eşit uygulayan, demokrasiyi güçlendiren, üretimi, eğitimi ve sağlığı önceleyen, sosyal devlet anlayışını benimseyen, çevreyi koruyan, fırsat eşitliğini sağlayan, vatandaşına huzur ve güven veren güçlü bir devlet düzeniyle mümkündür. Gerçek beka da ancak akıl, bilim ve hukuk temelinde yükselen devlet anlayışıyla sağlanabilir.