MAKAM VE MEVKİLERDE İŞİ EHLİNE VERİNİZ…

Yayınlama: 03.11.2026 12:56:46
22
A+
A-
Zihin Haritası

Güneş ışığını hak etmeyen nice insanların olduğu gibi, ülkemizde de makam ve mevkilerin başına getirilip o koltuklara layık olamayan niceleri var.

Bir üniversitenin bölümünden mezun olduktan sonra teknik olarak bir işi yapmaya yetkili, yetkin olduğu anlamına gelmektedir…

Sormak gerekir: Üniversite salonlarında kazanılan bir diploma hayatın gerçek sahasında liyakatin tek ölçütü ve işin ehli olunabiliyor mu? Yoksa sadece o koltukta bir “süs” unvan sahibi mi? Şayet liyakat ikinci plana itilir, yakınlık, sadakat veya unvanlar öncelik kazanırsa; orada çarklar tersine dönmeye başlar ve o işi yüzüne gözüne bulaştırır, fayda vereceğim derken zarar verir. Unutulmamalıdır ki; makamlar birer şeref kürsüsü değil, ağır birer emanettir. Ve o emaneti, ancak ve ancak taşıyabilecek ehil insanlara verilmeli.

Peygamber Efendimiz (sav) bir işe bir kişiyi tayin edeceği zaman işin ehli olup olmadığı konusuna son derece dikkat ederdi.

Bu bakımdan bir insan, hangi alanda ihtisas yapmış ve kabiliyetini hangi alanda geliştirmiş ise o alanda söz sahibi olmalı ve kendisine o alanda görev verilmelidir. Ne yazık ki bugün siyaset arenasında olanlar, kamu kurumlarını babalarının mülküymuş gibi görmekte; işin ehli olmayan kişiler torpille, eş, dost, akraba veya kendilerine yakın çevreler mevki makamlara getirilmekte… Hülâsa; İnsan adaleti bilebilir ama adil olmayabilir. Merhameti anlatabilir ama merhametsiz davranabilir. Tevekkülü savunabilir ama nefsinin cazibesine de teslim olabilir ve Kur’an’ı da okuyabilir fakat hayatını Kur’an’ın ölçülerine göre düzenlemeyebilir. Demek ki kurtuluş, hakikati yalnızca öğrenmekte değil, onu yaşayabilmektedir.

Dolayısıyla bir Müslüman yazar olarak belirtmek isterim ki yaşadığımız bu zaman diliminde Müslümanların çoğunluğu Hak’tan, adalet ve ahlaktan sapmış durumdalar. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ve Hadîs-i şeriflerde, emaneti işin ehli olanlara yani layık olduğu kimselere verilmesi emrediliyor.

Allahu Teâlâ; Nisa, Suresi -4/58 Ayetinin meâlinde şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah bu emriyle size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işitir ve her şeyi hakkıyla görür.”

Ezcümle, Ayeti Kerimenin ikazına ilişkin; idarecilerimizin emanet sahiplerinin, emânet edecekleri insanda ilk arayacakları şart “Ehliyet” ve “Liyâkat” olmalı.

Maalesef öyle olumsuzluklara şahit oluyoruz, öyle çok şey duyuyoruz ki…

Kimi siyasetçilerden torpilli,

Kimi sendikadan,

Kimi brokrat dayısından,

Haliyle torpilli olan olana…

Kıymetli okurlarım,

Fikir erbabı, söz üstadı Cenap Şahabettin’in meşhur ifadesiyle yazımı noktalamak istiyorum.

“Eşeği mektep müdürü yaparsan, dershaneyi ahıra dönüştürmesine kızamazsın.”

Demem o ki, yeryüzünde gün ışığına layık olmayan nice insan vardır; tıpkı gün ışığı gibi, ülkemizde de hak etmediği ve üstesinden gelemediği makamlarda söz sahibi olanların sayısı hızla artmaktadır.

Son bir cümle daha…

Bir toplumu ayakta tutan en sağlam sütun adalettir. Adaletin en somut tecellisi ise; “en iyisini, en iyi yapan” kuralını hayata geçirilmesidir.

Vesselâm.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.