Zaman geçtikçe insanlık değişti, farklılaştı.
Çağın gelişmesiyle birlikte yaşam koşulları da dönüştü. Neredeyse her yeni gelen nesil, bir önceki nesli aratır oldu. Teknoloji her ne kadar hızla gelişse de, onu kullanma biçimimiz çoğu zaman teknolojinin gerisinde kaldı. Çocukluğumuzda kullandığımız birçok teknolojik aletin bugün bile kullanımının büyük bir kısmını bilmiyoruz.
Eski yıllarda insanlar delinen pantolonlarına yama yapardı. Yırtık pantolon moda değil, aksine ayıp sayılırdı. Giysiler eskidiğinde atılmaz, onarılırdı. Dikiş dikmesini bilmeyen kadın neredeyse yoktu. Ayakkabılar söküldüğünde çöpe atılmaz, tamir edilirdi. Evde bozulan eşyalar mutlaka yaptırılmaya çalışılırdı. Tamircilik, eski dönemlerde insan hayatında önemli bir yere sahipti.
Bütün bunlar yoksulluktan değil; beceriklilikten, üretkenlikten ve emeğe verilen değerden kaynaklanıyordu. Eski nesiller, bu davranışlarıyla kendilerinden sonraki kuşaklara önemli mesajlar verdiler. Üretmenin ve emek vermenin değerini, bizzat kendi hayatlarında uygulayarak gösterdiler. Hazırcı değillerdi.
Toplum içindeki tutum ve davranışlar hem bireyler hem de gelenek ve görenekler açısından büyük önem taşırdı. İnsanlar pek çok sorunu kendi çabalarıyla çözmeye çalışırdı. Örneğin eşler arasında bir sorun yaşandığında, hemen boşanma yoluna gidilmez, çözüm aranırdı.
Komşuluk ilişkileri oldukça güçlüydü. İnsanlar birbirlerinin evine gider gelir, komşusu açken kendisi tok yatmazdı. Çünkü komşu komşunun külüne muhtaçtı. Evdeki eksikler komşuyla paylaşılır, dertler birlikte aşılırdı. Arkadaşlıklar ve komşuluklar bozulduğunda, bağlar onarılmaya çalışılırdı. İnsanlar daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürerdi. Tüm bunlar yokluktan, fakirlikten ya da cimrilikten değil; insanların birbirleriyle ve kendileriyle barışık yaşamalarından kaynaklanıyordu.
Yeni nesil ise eski kuşaklara göre çok farklı bir ortamda yetişiyor. Üretici bir toplumdan ziyade, giderek daha fazla tüketici bir toplum haline geliyoruz. Hazırcılığın yaygınlaştığı bir anlayış oluştu.
Çabuk sıkılan, sorumlulukla özgürlüğü birbirine karıştıran, alınganlığa meyilli bir nesil ortaya çıkarken; saygıyı ve sevgiyi hayatının merkezine alan eski nesil ise yavaş yavaş geride kalıyor. Elbette yeni nesil içinde de bu değerlere sahip çıkan, üreten ve sorumluluk bilinciyle hareket eden bireyler var.
Ancak genel tabloya bakıldığında, yeni nesillerin üretimden tüketime doğru hızla savrulduğu görülüyor. Gelecek kuşaklara daha güçlü bir toplum bırakmak istiyorsak, yeniden üretmeyi, onarmayı, paylaşmayı ve emek vermeyi merkeze alan bir anlayışı inşa etmek zorundayız.