Lütfen bekleyin..


Savaş Yıldırak / Tükenmez Kalem

İNSAN

11 Şubat 2019, 15:31 Okuma: 3728

~~İnsanı, hayatın gerçekleriyle yüzleştiren,  toplumların birbiriyle mücadelesini gözler önüne seren, varoluşun anlamını sorgulatan ve ‘insan kimdir?’ sorusuna cevap veren bir belgeselden bahsetmek istiyorum.

Belgeselin ismi: ‘Human’ (İnsan)

‘Bizi insan yapan nedir?’ Sorusunun peşine düşen, çekimleri dünyanın 60 farklı şehrinde gerçekleşen ve 2 bin kişiyle yapılmış söyleşilerden oluşan Bertrand’ın bu belgeselini izlediğinizde ‘’fakirlikten zenginliğe, savaştan ayrımcılığa, toplumsal nefretten, kitlesel şiddete kadar, bitmek bilmeyen insanlık sorunlarına tanık olacak, insanların bu farklı dramları üzerinden empati yapacak ve hayatın karanlık taraflarına rağmen insanlığın geleceğine dair umutla bakacaksınız.

Belgeseli çok durdum izlerken. Vermek istenilen her mesajı uzun uzun düşündüm.

İnsan nedir?

Kendi dünyasına dalıp giderken hayattaki en önemli, en ana duyguları, durumları nasıl görmezden gelir? 

Kimseyi üzmeden, kimseyi sömürmeden, kimsenin canını almadan, kimsenin ekmeğine, aşına, yaşamına el uzatmadan yaşayamaz mı?

Yaşadığımız hayatın bize yaşattığı (bizden ve insanlıktan aldığı) şeylerin varoluşsal düzlemde sorgulanmasını yapmak çok mu zor gerçekten?

Kendimizden vererek bir şeyler elde etmeye çalışıyoruz sürekli, ama elde etmeye çalıştığımız şeylerin kendimizden verdiklerimizin hiçbir zaman yerini tutamadığını unutuyoruz. Ya da bunun farkında değiliz.

Mesela, 50 bin liralık bir araba aldığımızda, o arabayı parayla aldığımızı düşünürüz, ama aslında o arabayı zamanımızla alıyoruz. O parayı biriktirmek için de yıllarımızı harcıyoruz. Koca bir zaman. 90 yaşında ölümün pençesinde olan bir insana, elindeki arabanı bize ver, sana 10 yıl daha ömür verelim desek düşünmeden verir, meselenin anlaşılması için bu örneği verdim, demek ki bu araba kendimizden verdiğimizin yerini tutmamış. Aynı şekilde bir canlı bomba… Canını vererek bir şeyler elde etmeye çalışıyor, ama hiçbir şey onun yaşama hakkının yerine geçmiyor. Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.

Neyse.

Lafı uzatmadan, belgeselde beğendiğim, etkilendiğim pasajlara yer vermek istiyorum:

“ Mutluluk bizim için yiyeceğimizin küçük bir arazimizin, gece-gündüz elektriğimizin olduğu, karanlıkta görmek zorunda kalmadığımız, gerçek bir yerimizin olmasıdır. Mutluluk budur. Fakat biz yerde yatıyoruz, samanın üstünde, hasır bile yok. Elektrik olsa çocuklarımın hayatında ışık olurdu. “

“mutluluk, çocukların eve gelişidir. Bir annenin mutluluğu budur. 33 yıllık bir evlilik hayatından sonra kocamın eve gelip gülümsemesi ve öpmesidir. Bu bir kadının mutluluğudur. Mutluluk torunlarımın bana ‘nine!’ demesidir. Böyle dediklerinde yaşlı hisseder insan ama bu da mutluluktur. Seni görünce mutlu olan çalışma arkadaşlarıyla görüşmektir. ’hah, işte geldi, çene çalabiliriz.’ derler. Bu da bir mutluluktur. Sabah kalktığında hiçbir yerinin ağrımamasıdır. Bu da mutluluktur. İyi bir hasat vaat eden yağmurdur. Bir sürü mutluluk çeşidi var aynı zamanda tek bir tane: yaşıyorsan mutlusundur.”

“50, 49, 51 yıl evli kaldıktan sonra karım büyük bir rahatsızlık geçirdi. 50. evlilik yıl dönümümüzü kutlamadan hemen önce. Yaklaşık 2 sene boyunca yatalak kaldı ve büyük acılar çekti. Yaşamının son 2 senesinde ben onun hem hemşiresi, hem doktoru, hem arkadaşı, hem sevgilisi, hem kocasıydım. Herkes bana yatılı kalması için tam zamanlı bir hemşire tutmamı söyledi. O ise tutmayayım diye yalvardı. Sadece benim bakmamı istiyordu. Bunu yapmak benim için zevkti. Tek başıma yaptım. Onu arabaya taşıdım, oksijen tankını taşıdım, tekerlekli sandalyesini, katladım, çıkardım, sürdüm, geri koydum, eve götürdüm, banyo yaptırdım, yatağa yatırdım. Ve bunu, onun için başkasına ihtiyaç duymadan yapabilmem çok hoşuma gitti. O da müteşekkirdi. Sevgi budur.”

“Afganistan’dan ülke olmaz! Orası ölüm sahası… O ülkeye düzene sokmak için 37 ülke geldi ama bu insanları kontrol altına alamıyorlar ki! Birleşmiş Milletler kontrol edemiyor! Beni o ülkeye nasıl gönderirsin? Ben ailemi kaybettim o ülkede. Ben nasıl gideyim o ülkeye? Pakistan'da mülteciydim, İran'da mülteciydim, Dubai'de mülteciydim, Bulgaristan'da mülteciydim, neydi o Avrupa ülkesi, Yunanistan'da mülteciydim. Şimdi de Fransa'da mülteciyim. Bırak da yaşayayım be. Ben senden bir şey istemiyorum ki. Yemek istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Yardım istemiyorum, ama bırak da yaşayayım be.”

Dünyanın farklı uçlarına açılmak istiyorsanız, bir duygunun veya düşüncenin farklı kültürlerde nasıl değişebildiğine şahit olmak istiyorsanız bu belgeseli izleyin.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
RSS
© 2019 - Batman Medya Gazetesi
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=