Bir çocuk öldüğünde, toplum nerede duruyordu?

Şiddet bir anlık öfke değildir; konuşulamayan duyguların uzun süreli birikimidir.

Yayınlama: 25.01.2026 12:17:14
18
A+
A-

On yedi yaşındaki bir çocuk öldürüldü. Bir çocuk, bir başka çocuğun hayatını elinden aldı. Haber bitti, gündem değişti. Oysa asıl soru hâlâ ortada duruyor:

Bu noktaya nasıl gelindi?

Toplum olarak şiddeti çoğu zaman “anlık öfke”, “kontrol kaybı” ya da “kötü birey” söylemleriyle açıklamaya çalışıyoruz. Ancak psikoloji bize başka bir şey söylüyor: Şiddet, çoğunlukla bir anın değil, yılların sessiz birikiminin sonucudur.

Duyguların Konuşamadığı Yerde Şiddet Başlar

Çocuklukta duygularına alan açılmayan birey, büyüdüğünde duygularını düzenlemeyi öğrenemez. “Ağlama”, “sus”, “abartma”, “erkek adam güçlü olur” cümleleriyle büyüyen çocuklar; üzüntüyü, korkuyu, utancı bastırmayı öğrenir. Bastırılan her duygu ise bir gün başka bir yoldan dışarı çıkar. Şiddet, çoğu zaman kelimelere dökülemeyen bir iç dünyanın dışa vurumudur. Konuşamayan öfke yumruk olur; ifade edilemeyen utanç saldırganlığa dönüşür.

Güç Algısının Çarpıtılması

Özellikle erkek çocuklara öğretilen güç anlayışı ciddi bir sorun alanıdır. Gücü; sakin kalabilmekte, duyguyu yönetebilmekte değil, hakimiyet kurabilmekte arıyoruz. Kontrol kaybı utançla eşleştiğinde, utanç saldırganlığı doğurur. Bir çocuk “zayıf görünmemek” için şiddete başvuruyorsa, bu bireysel bir sapma değil; öğretilmiş bir güç yanılgısının sonucudur.

Görülmeyen Çocuklar

Fiziksel şiddet kadar yıkıcı olan bir başka gerçek de duygusal ihmaldir. Görülmeyen, dinlenmeyen, ciddiye alınmayan çocuk; dünyayı tehditkâr bir yer olarak algılar. Bu çocukların sinir sistemi sürekli alarm hâlindedir. En küçük tetiklenmede savaş-kaç tepkisi devreye girer. Bu noktada şiddet, bilinçli bir tercih olmaktan çok, öğrenilmiş bir hayatta kalma biçimi gibi yaşanır.

Aidiyet Arayışı ve Kimlik

Ergenlik, kimlik inşasının en kırılgan dönemidir. Aidiyet duygusu zayıf olan gençler, değerli hissetmek için gücü dışarıda arar. Şiddet içeren gruplar, zorbalık dili ya da sokak kültürü; bu gençlere geçici bir “varım” hissi sunar. Şiddet burada yalnızca zarar vermek değildir; bir kimlik kurma çabasıdır.

Normalleşen Şiddet, Azalan Empati

Çocuklar şiddeti yalnızca yaşadıkları evlerden değil, maruz kaldıkları dilden de öğrenir. Evde, sokakta, medyada… Şiddetin sıradanlaştığı her yerde empati biraz daha aşınır. Toplum olarak her şiddet haberine alıştığımızda, duyarlılık eşiğimiz yükselir. Duyarsızlaşan toplumlarda şiddet artar; çünkü artık hiçbir şey yeterince sarsıcı değildir.

Son Söz

Bir çocuk öldüğünde yalnızca bir hayat kaybolmaz. Bir gelecek, bir ihtimal, bir onarım umudu da kaybolur. Şiddeti yalnızca cezayla konuşmak yetmez. Çünkü şiddet bir sonuçtur. Asıl mesele, o sonuca gelene kadar nerede sustuğumuzdur. Hangi çocuğu dinlemedik, hangi öfkeyi küçümsedik, hangi acıyı görmezden geldik?

Çocuklar konuşamadığında, toplum bedel öder.

Ve her kayıpta, bu bedel biraz daha ağırlaşır.

Yazarın Son Yazıları
18.01.2026 13:11:03
11.01.2026 13:15:17
04.01.2026 13:30:46
14.12.2025 11:33:15
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.