BİR ZAMANLAR ORADAYDIK

Bazen insan eski zamanları özler. Ama bu özlem, takvim yapraklarını geriye çevirmek değildir; daha çok belleğin en kuytu odalarında saklı kalmış bir kapının aralanması gibidir.

Yayınlama: 29.01.2026 12:38:32
Düzenleme: 29.01.2026 13:01
84
A+
A-

İnsan önce çocukluğuna döner. Hatta hatırladığını sandığı çocukluğun da ötesine geçer; kelimelerin henüz şekillenmediği, duyguların ise saf bir sezgi olarak yaşandığı en küçük yaşlara iner.

Orada bir şeyler bekler insanı: Avuç içinde yuvarlanan bir misketin tok sesi… Kente sinmiş sokaklar, birbirini adıyla çağıran insanlar. Şimdi artık olmayan sinema salonları vardır orada; karanlıkta nefeslerin birbirine karıştığı, filmden çok hayatın izlendiği salonlar. Yıkılıp giden kerpiç evler, kapanmış dükkânlar, sessizliğe gömülmüş avlular… Bir zamanlar var olan ama bugün yerinde olmayan mekânlar. İnsan geçmişe doğru yürüdükçe, yokluklar daha da görünür olur.

Hatırlamak bu yüzden iki uçlu bir duygudur. Bir yanıyla hüzün taşır; çünkü geri gelmeyeceğini bilirsin. Öte yanıyla tuhaf bir mutluluk verir; çünkü bir zamanlar orada olduğunu, o hayatın içinden geçtiğini hatırlarsın. Eski dostluklar gelir akla; menfaatsiz, hesapsız, adı konmamış sadakatlerle örülü arkadaşlıklar… Elektriğin mahalleye henüz gelmediği akşamlar, gecenin karanlığını delen tek ışığın gaz lambası olduğu zamanlar. Çok az evde televizyon vardır; siyah-beyaz görüntüler için herkes aynı kapının önünde toplanır. Kimse kimseyi rahatsız ettiğini düşünmez. Çünkü hayat, henüz bireysel konforlara bölünmemiştir.

O zamana ait elbiseler vardır; Hatta yürüyüşler bile başkadır o zaman; acele yoktur adımlarda. Konuşmalar uzundur, susmalar bile anlam taşır. Sohbetlerin arasına sıkışan hikâyeler, yarım bırakılmış masallar, kapı eşiğinde edilen muhabbetler… Misafirlikler vardır; davetsiz ama içten. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” sözü, atasözü olmaktan çok yaşanan bir hakikattir.

Komşudan ekmek istemek sıradan bir iştir. Salça, tuz, şeker… Hiçbiri utanılacak şeyler değildir. Çünkü bilinir: Bugün senin tenceren kaynar, yarın onun. Bazen bir anne çocuğunu okula gönderecektir ama o an müsait değildir. Çocuğun vakti geçmesin diye komşuya seslenir: “Sende bir lira var mı, çocuğu okula göndereyim; sonra sana veririm.” O para yalnızca para değildir; güvenin, yakınlığın ve karşılıksız dayanışmanın sessiz bir ifadesidir.

Elbette zaman ilerler, dünya değişir. İnsan kendini yenilemek, bugünü anlamak, teknolojiye ayak uydurmak zorundadır. Ama geçmişten korkmak da bir tür yoksullaşmadır. Çünkü insan, geçmişinden koparak değil, onunla barışarak büyür. Mesele, geçmişe saplanıp kalmak değil; onu insanın iç dünyasında doğru bir yere koyabilmektir.

Ne var ki insan en ummadığı anda, her şeyi unuttuğunu sandığı bir anın ortasında geçmişin içine düşer. Bir koku, bir ses, bir kelime yeterlidir. Bir anlığına zaman çözülür. Sıcacık bir tandır ekmeğinin kokusu gelir burnuna; naneli bir şekerin keskin tadı yayılır damağa. Yaz akşamlarında çekirdek çıtırtıları, kış sabahlarında sobanın başında bekleyen eller… O zamanın suskunluğu bile bugünkünden daha anlamlıdır.

Belki her şey gerçekten de aynıydı. Belki değişen yalnızca bizdik. Ama insan yine de inanmak ister: Eskiden hayat daha yalındı. Şimdi hız, gürültü ve yorgunluk var. İnsan çocukluğuna döndüğünde, özellikle dört-beş yaşlarına indiğinde, sonra ergenliğin eşiğindeki yaşlarına baktığında şunu hisseder: En güzel zamanlar, henüz dünyanın ağırlığını omuzlarında taşımadığı zamanlardır.

Hatırlamak işte bu yüzden kıymetlidir. Hem acıtır, hem iyileştirir. Hem eksiltir, hem tamamlar. İnsana kim olduğunu, nereden geldiğini fısıldar. Ve bazen, bütün karmaşanın içinde, insanı yeniden insan yapan tek şey olur.

Yazarın Son Yazıları
09.12.2025 13:08:43
16.04.2023 15:14:10
07.02.2023 16:08:51
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.