Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Batman’da şehir merkezinde gerçekleşen silahlı kuyumcu soygunu, sadece bir asayiş olayı olarak görülüp geçiştirilecek bir hadise değil.
Bu olay, aslında bölgemizde ve genel olarak Türkiye’de uzun yıllardır süregelen bir ekonomik ve psikolojik alışkanlığın da yeniden tartışılmasına neden oldu: altına yüklenen anlam ve “yastık altı” birikim kültürü.
Altın, bu topraklarda yalnızca bir yatırım aracı değil; güvenin, güvencesizliğin ve geleceğe dair kaygının somut bir karşılığıdır. İnsanlar bankaya, piyasaya ya da ekonomik istikrara güvenmediklerinde çözümü bilezikte, çeyrekte, gram altında arar. Evde saklanan altın, çoğu aile için kriz günlerinin sigortasıdır. Ancak mesele tam da burada başlıyor: Bu güven arayışı zaman zaman ekonomik aklın önüne geçiyor.
Bugün birçok aile, günlük yaşam kalitesini artıracak harcamalardan kaçınırken, bir yandan da altın biriktirmeye devam ediyor. Evde eskimiş eşyalar, ertelenen sağlık kontrolleri, çocukların ihtiyaçları ya da yaşam konforunu artıracak yatırımlar ikinci plana atılıyor. Çünkü zihinde tek bir düşünce yerleşmiş durumda: “Altın olsun da gerisi önemli değil.”
Fakat Batman’daki kuyumcu soygunu bize başka bir gerçeği de gösterdi: Altının yoğunlaştığı her yer aynı zamanda suç için cazibe merkezi haline geliyor. Kuyumcular, aslında toplumun tasarruf alışkanlıklarının bir yansıması. Şehirde ne kadar çok altın dolaşımı varsa, risk de o kadar artıyor. Bu sadece esnafın değil, alışveriş yapan vatandaşın da güvenliğini tehdit eden bir durum.
Burada iki yönlü bir sorun ortaya çıkıyor. Bir yanda ekonomik belirsizlik yüzünden altına yönelen vatandaş, diğer yanda ise bu yoğunluğu fırsata çevirmeye çalışan suç yapıları. Sonuçta zarar gören yine şehir oluyor: Esnaf tedirgin, vatandaş korkulu, şehir güven duygusunu kaybediyor.
Bir başka dikkat çekici nokta ise tüketim ve birikim arasındaki dengenin bozulması. Birçok kişi ihtiyaçlarını erteleyerek birikim yapmaya çalışıyor; ancak bu durum yaşam kalitesini düşürüyor. İnsanlar bugününü feda ederek yarınını garanti altına almaya çalışıyor. Oysa ekonomik güvenlik yalnızca biriktirmekle değil, dengeli harcama ve sağlıklı yatırım alışkanlıklarıyla mümkün.
Batman gibi gelişmekte olan şehirlerde asıl ihtiyaç, paranın yalnızca kuyumcu vitrinlerinde değil; üretimde, eğitimde, girişimde ve şehir ekonomisini büyütecek alanlarda dolaşmasıdır. Paranın yastık altında beklemesi değil, şehir içinde değer üretmesi gerekir.
Kuyumcu soygunu bu yüzden yalnızca bir suç haberi değil; toplum olarak güvenlik, ekonomi ve tasarruf alışkanlıklarımız üzerine yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatan bir olaydır. Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gerçekten geleceğimizi güvence altına mı alıyoruz, yoksa korkularımızı mı biriktiriyoruz?
Ve daha önemlisi: Altın mı bizi koruyor, yoksa biz mi altını korumak için yaşamımızdan ödün veriyoruz?
Batman’ın ihtiyacı olan şey, korkuyla biriktirilen altın değil; güvenle büyüyen bir şehir ekonomisidir.