Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Şehrin ruhunu anlamak için bazen büyük verilere, uzun analizlere gerek yoktur.
Bir kaldırım kenarında bekleyen insanlara bakmak yeterlidir. Ya da bir sıraya…
Batman’da sürekli dikkatimi çeken bir şey var: Herkes acele içinde. Bir yere yetişiyormuş gibi, bir şeyleri kaçırıyormuş gibi, sürekli bir telaş… Ama ilginç olan şu; çoğu zaman yetişilecek yer de yok, kaçırılacak şey de. Buna rağmen sabırsızlık neredeyse günlük hayatın normali haline gelmiş durumda.
Geçtiğimiz günlerde Avrupa’ya giden bir arkadaşımın anlattığı küçük bir detay, aslında büyük bir farkı ortaya koyuyordu. Bir hamburgerci önünde tam 50-60 kişilik bir sıra var. İnsanlar sessizce bekliyor. Ne itiş kakış var, ne öne geçme çabası, ne de “benim işim daha acil” telaşı… Herkes biliyor ki sıra ilerleyecek. Ve herkes, kendinden sonrakine saygı duyuyor.
Bizde ise durum biraz farklı. Daha sıraya girerken bile bir huzursuzluk başlıyor. “Acaba biri önüme geçer mi?”, “Ben biraz öne kaysa sorun olur mu?”, “Zaten hızlı olsun da bitsin”… Bu düşünceler, daha baştan o sırayı bir sabır sınavına çeviriyor. Beklemek, sadece fiziksel bir durum olmaktan çıkıyor; psikolojik bir gerilime dönüşüyor.
Oysa sıra dediğimiz şey, aslında küçük bir toplum sözleşmesidir. “Ben hakkımı beklerim, sen de benim hakkıma saygı duyarsın” demenin en sade halidir. Sırada durmak, sadece beklemek değil; karşındakini kabul etmektir, ona alan tanımaktır, birlikte yaşamanın en temel kurallarından birini uygulamaktır.
Peki biz neden bu kadar aceleciyiz?
Belki şehirleşmenin hızlı ama ruhsuz ilerlemesi…
Belki herkesin kendini sürekli geri kalmış hissetmesi…
Belki de en basiti: Sabretmeyi unutmamız…
Çünkü sabır, artık bir erdem olmaktan çok, bir zayıflık gibi algılanıyor. Oysa tam tersi… Sabır, güçlü insanın göstergesidir. Sırada bekleyebilmek, kendini kontrol edebilmek demektir.
Batman’ın sorunu sadece trafik, altyapı ya da ekonomi değil. Biraz da bu görünmeyen kültürel detaylarda gizli. Birbirimize tahammül edebilme kapasitemiz, şehir hayatının kalitesini belirliyor.
Belki de değişim, çok büyük adımlarla değil; küçük alışkanlıklarla başlayacak. Bir gün bir yerde, gerçekten sıraya girdiğimizde…
Kimsenin önüne geçmeden, kimseyi ezmeden, sadece beklediğimizde…
İşte o zaman bu şehir sadece büyümüş değil, aynı zamanda olgunlaşmış olacak.