Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bugünün çocukları aslında sadece birer öğrenci değil; bastıkları toprağın, gölgesinde soluklandıkları ağacın, kıyısında hayal kurdukları denizin ve parçası oldukları ülkenin özüdürler.
Eğer bir çocuk yaşadığı coğrafyayla bu bağı kurabilirse, hayatını da o bağın üzerine inşa eder. Bu bağın ilk tohumu evde atılır; aile kök verir, öğretmen ise o kökü derinleştirip ufka doğru uzatır.
Ama gelin gerçeğin biraz can yakan tarafına bakalım. Bugün okullarımızda çocuklara gerçekten ne veriyoruz? Spor yok, müzik yok, sanat yok, resim yok, tiyatro yok. Eleştirel düşünce yok, edebiyatın ruhu yok, tarihin hissi yok, doğayla kurulan gerçek bağ yok. Yerine testler var, sınavlar var, ezber var ve en tehlikelisi başarı adı altında normalleştirilen bir eşitsizlik düzeni var.
Çocuk toprağı tanımadan büyüyor, ağacı sadece kitapta görüyor, denizi ise çoğu zaman hayal bile edemiyor. Böyle bir sistemde çocuk ait olduğu coğrafyanın özünü nasıl hissedecek? Bugün eğitim dediğimiz şey ne yazık ki çocuğu hayata hazırlamaktan çok bir yarışın içine sürüklüyor. Üstelik bu yarışta herkes aynı yerden başlamıyor; kimi çocuk imkanlarla ilerlerken kimi sadece tutunmaya çalışıyor ve biz buna eğitim sistemi diyoruz.
Oysa eğitim çocuğun kendini keşfetmesidir; soru sorması, yanılması ve yeniden denemesidir. Bir çocuk doğayla temas kurmadan, sanatla ruhunu beslemeden, sporla bedenini tanımadan, edebiyatla düşünmeden büyürse ortaya sadece sınav çözen bireyler çıkar; düşünen, hisseden, üreten insanlar değil.
Aile kök verir ama kökün tutacağı toprak verimsizse o çocuk ne kadar yükselebilir? Öğretmen ufuk açar ama ufkun önü duvarlarla kapatılmışsa o çocuk neyi görebilir? Bugün belki de sormamız gereken en temel soru şudur: Biz çocuklara bir gelecek mi veriyoruz, yoksa sadece bir sınav sonucu mu? Çünkü bir ülkenin gerçek geleceği sınav kağıtlarında değil, çocuklarının hayal kurabilme cesaretinde saklıdır.