Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir hücre kendisi için mi yaşar, ait olduğu beden için mi?
İnsan yaşamı tek bir hücreyle başlar. Çoğalan hücreler zamanla farklılaşır; her biri kendine özgü bir işlev üstlenir. Büyük çoğunluğu aynı genetik bilgiyi taşırken farklı görevleriyle tek bir yaşamın oluşumuna katkı sağlar.
Bedenin bu düzeni, üzerinde düşünmeye değer bir gerçeği gösterir: Her parçanın kendine özgü varlığı, diğerleriyle kurduğu ilişki içinde anlam kazanır.
Biyolojide homeostazi olarak tanımlanan iç denge de bu karşılıklı etkileşimle korunur. Her organ kendi işlevini gerçekleştirirken bütünün yaşamına katkı sunar; aynı zamanda bütünün işleyişinden beslenir.
Birlik, farklılıkların uyum içinde var olabilmesiyle mümkün hâle gelir.
Peki, insanlık da bu düzenin ışığında okunabilir mi?
Her insan kendine özgü düşünceleri, yetenekleri, deneyimleri ve tercihleriyle yaşama katılır. Birinin bilgisi diğerinin emeğiyle buluşur, birinin keşfi başka birinin hayatında karşılık bulur. Böylece bireysel yaşamlarımız, birbirimize sunduğumuz katkılarla ortak bir yaşam alanı oluşturur.
Sistem bilimi, bir bütünün işleyişini anlamak için parçalar arasındaki ilişkilerin de incelenmesi gerektiğini ortaya koyar. İnsan toplumu da ilişkilerden oluşan karmaşık bir yapıdır. Her tercihimiz, her davranışımız ve ortaya koyduğumuz her emek, yakın ya da uzak başka hayatlarda bir etki oluşturabilir.
Öyleyse insanın kendi iyiliğiyle başkalarının iyiliği arasındaki bağ nerede başlar?
Bu sorunun somut karşılıklarından biri, 3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda karşımıza çıkıyor.
Organ bağışı, uygun tıbbi koşullarda bir insanın verdiği kararla başka bir insanın yaşamına yeni bir imkân sunabiliyor. Bir bedende görevini yerine getirmiş bir organ, başka bir bedende yaşamın sürmesine katkı sağlayabiliyor.
Bu tıbbi gerçek, insanın varlığını nasıl anlamlandırdığına ilişkin daha geniş bir düşünceye kapı açıyor.
Bir insanın yaşamı boyunca ürettiği bilgi, sunduğu emek, paylaştığı sevgi ve gerçekleştirdiği iyilik de başka hayatlarda karşılık buluyor. Bazen bir düşünce yıllar sonra bir başkasının yolunu aydınlatıyor. Bazen verilen bir karar, hiç tanışmamış insanların geleceğine ulaşıyor.
Burada biyolojinin gösterdiği karşılıklı bağlılık, insanın bilinçli seçimleriyle toplumsal bir değere dönüşebiliyor.
Çünkü insan, ilişkilerini fark edebilen, davranışlarının etkisini değerlendirebilen ve ortak yaşama nasıl katkı sunacağını seçebilen bir varlık.
Belki de bireyselliğin olgunlaşması, insanın kendine özgü varlığını bütüne sunduğu katkıda keşfetmesiyle mümkün oluyor.
Bir hücre ait olduğu bütüne katkı sunduğunda kendi işlevini gerçekleştirir. Peki, insan kendi varlığını gerçekleştirirken başka hayatlara nasıl katılır?
Ve biz insanlar, kendi hayatımızı yaşarken kaç hayatın içinde yaşamaya devam ederiz?