Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Teknoloji bağımlılığı konusu son yıllarda en çok konuştuğumuz meselelerden biri haline geldi.
Her panelde, her eğitim toplantısında, her aile sohbetinde aynı cümleleri duyuyoruz:
“Gençler telefondan başını kaldırmıyor.”
“Çocuklar tablet olmadan duramıyor.”
“Sosyal medya onları esir aldı.”
Sorunu teşhis etmekte oldukça başarılıyız. Fakat ne yazık ki çözüm üretme noktasında aynı başarıyı gösterdiğimizi söylemek zor. Sürekli konuşuyoruz ama somut adımlar atmakta oldukça yavaş kalıyoruz.
Aslında çok uzağa bakmaya da gerek yok. Bu tabloyu görmek için kendi evlerimize bakmamız yeterli. Ben de bunu en yakından kendi çocuğumda gözlemliyorum. Birkaç dakika boş kaldığında ya da sıkıldığında elinin ilk gittiği yer telefon ya da tablet oluyor. Çünkü başka bir alternatif sunulmuyor. Çocuk sıkıldığında yönelmesi gereken yeni alanlar, keşfedeceği uğraşlar ve paylaşacağı insanlar yoksa doğal olarak en kolay ulaşabildiği dijital dünyaya sığınıyor. Bu konuda beni hayal kırıklığına uğratan şeylerden bir tanesi de Kültür Müdürlüğüne bağlı çocuk kütüphanesinin hafta sonları kapalı olması oldu. Halbuki en fazla talebin olacağı zaman dilimi hafta sonudur. Bu zaman diliminde bu kütüphanenin kapalı olması pek de mantıklı olmamış doğrusu.
Burada asıl sorulması gereken soru şu: Biz çocukların teknolojiye bağımlı olmasını gerçekten önlemek istiyor muyuz, yoksa sadece bundan şikâyet etmeyi mi seviyoruz? Çünkü çözüm düşündüğümüzde aslında yol çok da karmaşık değil. Çocukların ve gençlerin hayatına gerçek temas alanları kazandırmamız gerekiyor. Yüz yüze yapılan atölyeler, birlikte üretilen çalışmalar, küçük grup buluşmaları, seminerler, spor aktiviteleri, sanat çalışmaları… Bunların her biri sadece bir etkinlik değil, aynı zamanda insanın insana yeniden temas etmesini sağlayan sosyal alanlardır.
Bugün dünyanın en güzel şehirlerine gidin, en etkileyici manzaraların karşısında saatler geçirin. İlk başta büyülenirsiniz. Fotoğraflar çekersiniz, hayran kalırsınız. Ama bir süre sonra yanınızda konuşacak bir insan ararsınız. Çünkü insan sadece görmekle değil, paylaşmakla anlam bulur. Sohbet etmek, fikir alışverişi yapmak, birlikte gülmek, bazen tartışmak… Bunlar insanın ruhunu besleyen şeylerdir. Ekranların sunduğu içerikler ne kadar renkli olursa olsun, gerçek bir sohbetin yerini hiçbir zaman dolduramaz.