Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir toplumun geçmişe bakışı, aslında geleceğe ne kadar ciddiyetle hazırlandığının göstergesidir.
Çünkü tarih yalnızca savaşların, hükümdarların, sınırların hikâyesi değildir; taşların, duvarların, ibadethanelerin ve sessiz yapıların da hafızası vardır. Batman’ın Beşiri ilçesinde bulunan Mor Kiryakos Manastırı da bu hafızanın önemli parçalarından biridir. Ancak ne yazık ki uzun yıllar boyunca bu kadim yapı, hak ettiği ilgiyi görmekten uzak kalmıştır. Bugün restorasyonla yeniden ayağa kaldırılmış olması sevindiricidir; fakat mesele sadece taş binayı onarmak değildir, asıl mesele hafızayı onarmaktır.
Mor Kiryakos’un yıllarca ihmal edilmesi, aslında Türkiye’de kültürel mirasa bakışımızdaki temel eksiklikleri ortaya koyuyor. Biz çoğu zaman tarihi eserleri sadece turizm geliri getirecek mekanlar olarak görüyoruz. Eğer ekonomik getirisi yüksekse önemseniyor, değilse sessizliğe terk ediliyor. Oysa Mor Kiryakos gibi yapılar, bu topraklarda yüzyıllarca yaşamış Süryani toplumunun izlerini taşımaktadır. Bu eserler sadece bir azınlığın değil, Anadolu’nun ortak mirasıdır.
Bir diğer sorun ise tanıtım eksikliğidir. Bugün birçok insan Hasankeyf’i bilir, Göbeklitepe’yi duymuştur, Mardin’deki manastırları tanır. Ancak Batman’daki Mor Kiryakos’un adını bilenlerin sayısı oldukça azdır. Bunun nedeni halkın ilgisizliği değil, kurumsal yetersizliktir. Yerel yönetimler, turizm müdürlükleri ve kültür politikaları bu tür eserleri görünür kılacak projeler üretmekte geç kalmıştır.
Eleştirilmesi gereken bir başka nokta da restorasyon sonrası plansızlıktır. Türkiye’de birçok tarihi yapı restore ediliyor ama sonrasında kaderine terk ediliyor. Kapısı açılıyor, birkaç fotoğraf çekiliyor, ardından sessizlik başlıyor. Eğer Mor Kiryakos da yalnızca “restorasyonu tamamlandı” başlığıyla gündeme gelip sonra unutulacaksa, yapılan iş yarım kalmış demektir.
Peki ne yapılmalı? Öncelikle Mor Kiryakos, Batman’ın kültür rotasının merkezine yerleştirilmelidir. Hasankeyf ile bağlantılı tur güzergâhlarına dahil edilmeli, yerli ve yabancı turistlere profesyonel şekilde tanıtılmalıdır. İkinci olarak manastır yalnızca gezilecek bir bina olmamalı; burada kültür günleri, sanat etkinlikleri, tarih sempozyumları ve çok dilli rehberlik hizmetleri verilmelidir. Böylece yapı yaşayan bir kültür alanına dönüşebilir.
Üçüncü olarak, bölgedeki gençlere bu miras anlatılmalıdır. Okullarda Batman’ın yalnızca modern tarihi değil, çok kültürlü geçmişi de öğretilmelidir. Çünkü geçmişini tanımayan nesiller, sahip olduğu değerin kıymetini bilemez.
Mor Kiryakos Manastırı’na hakkını teslim etmek, sadece taş duvarlarını ayağa kaldırmakla olmaz. Onu anlamak, anlatmak, korumak ve yaşatmak gerekir. Eğer bunu başarabilirsek, sadece bir manastırı değil, aynı zamanda bu toprakların çoğul hafızasını da kurtarmış oluruz. Aksi halde restore edilmiş bir sessizlikten öteye geçemeyiz.