Sahadaki imaj, skorboarddaki hüsran

​Futbolun sadece 90 dakikalık bir taktik savaşı olmaktan çıkıp, devasa bir endüstriye ve küresel bir gösteri dünyasına dönüştüğü yadsınamaz bir gerçek.

Yayınlama: 15.06.2026 12:43:10
4
A+
A-

Ancak bu yeşil sahne, her şeyden önce ter, konsantrasyon ve aidiyet ister. Ne yazık ki son dönemde Türk futbolcularının milli forma altındaki performanslarına baktığımızda, zihinlerin sahadaki taktik tahtasından ziyade, tribünleri ve ekran başındaki milyonları büyüleyecek bir “imaj” mimarisine odaklandığını görmek üzücü bir hal almaya başladı. Avustralya karşısında alınan o tatsız mağlubiyetin ardından yükselen sesler, aslında sadece skora duyulan bir öfke değil; sahada eksik olan o ruhun, kuaför koltuklarında harcanan mesaiyle kapatılmaya çalışılmasına verilen haklı bir tepkidir.

​Buradaki temel mesele, sporcularımızın zihnini esir alan “büyük vitrin” psikolojisidir. Dünya Kupası veya uluslararası turnuvalar, oyuncular için elbette kariyer basamaklarını hızla tırmanabilecekleri, dev kulüplerin radarına girebilecekleri eşsiz birer fırsat penceresidir. Ancak bu fırsatı değerlendirmenin yolu, saç modelleriyle, alınmış kaşlarla ya da saha içindeki stil kaygılarıyla farkındalık yaratmaya çalışmak değildir. Oyuncu, “Tüm dünya beni izliyor, öyleyse sıradışı bir tarzla öne çıkmalıyım ki transfer teklifleri havada uçuşsun” yanılgısına düştüğü an, asıl yapması gereken işe, yani futbola yabancılaşır. Büyük kulüplerin scout ekipleri, bir futbolcunun saçının gölgesine veya dövmelerinin estetiğine değil; ayağındaki topu ne kadar efektif kullandığına, ikili mücadelelerdeki azmine ve takım savunmasına verdiği katkıya bakar. İmaj, sahadaki başarının bir sonucu olduğunda anlam kazanır; başarının önüne bir perde gibi çekildiğinde ise sadece rüküş bir illüzyondan ibaret kalır.

​Bizim oyuncularımızın kafa olarak maça çok iyi hazırlandığı doğru, ancak bu hazırlık ne yazık ki zihinsel bir taktik konsantrasyondan ziyade, görsel bir sunum hazırlığından öteye geçemiyor. Milli forma, kişisel bir PR (halkla ilişkiler) çalışmasının aparatı ya da bireysel transfer pazarlıklarının sergilendiği bir podyum değildir. Sahaya çıkan her futbolcu, arkasındaki milyonların enerjisini ve ülkenin futbol gururunu taşır. Ne zaman ki sahada tarz yaratma, imaj tazeleme ve “önce ben” deme hastalığından kurtulup; formanın ağırlığına, kolektif oyuna ve kazanma arzusuna odaklanabiliriz, işte o zaman skorboard da arzuladığımız o büyük başarıları görmeye başlarız. Aksi takdirde, her turnuva sonunda saç tasarımı kusursuz ama turnuvaya erken veda etmiş, elenme gerekçelerini imajının arkasına saklayan bir takımı izlemeye devam etmek kaçınılmaz olacaktır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.