ELEŞTİRMEK DÜŞMANLIK DEĞİLDİR

Yapıcı eleştiri düşmanlık değildir. Yanlışı düzeltmek yerine, yanlışı yazan gazeteciden kurtulmaya çalışmak ise ne yazık ki günümüzün en büyük sorunlarından biri haline geldi.

Yayınlama: 25.08.2026 12:48:11
154
A+
A-
Batman Medya Gazetesi İmtiyaz Sahibi

Gazetecilik, herkesin sizi sevdiği bir meslek değildir.

Hatta gerçek anlamda gazetecilik yapıyorsanız, zaman zaman birilerini rahatsız etmeniz kaçınılmazdır. Çünkü gazetecinin görevi alkış toplamak, yöneticilerin gözüne girmek, siyasetçilerin takdirini kazanmak ya da kurumların hoşuna gidecek haberler yapmak değildir. Gazetecinin görevi görmek, araştırmak, sormak, sorgulamak ve gerektiğinde eleştirmektir. Ancak günümüzde ne yazık ki eleştiren, sorgulayan ve yanlışları dile getiren gazeteci profili giderek istenmeyen bir hale geliyor. Bunun yerine her yapılanı alkışlayan, yanlışlara gözünü kapatan, yöneticilere hoş görünmeyi gazetecilik sanan bir anlayışın daha fazla rağbet gördüğünü üzülerek görüyoruz.

Ağır bir tabir olacak belki ama bugünlerde bazılarına göre gazetecilik eleştirmek değil, adeta yalamak olunca makbul hale geliyor.

Çünkü eleştirdiğinizde hemen bir gerekçe bulunuyor.

Gazeteci bir yöneticiyi eleştirir; “Kesin bir menfaati vardır” denir.

Gazeteci bir kurumda yapılan yolsuzluğu ortaya çıkarır, yolsuzluğu yapanlar değil, çoğu zaman haberi yapan gazeteci mahkeme koridorlarına düşer.

Bir şirkette yapılan işlemler nedeniyle kayyum atanır, gazeteci kamuoyunu bilgilendirmek için yaşananları yazar; yine hedefte gazeteci vardır. Yine mahkeme, yine ifade, yine soruşturma…

Aslında herkesin bilmesi gereken bir konuyu gündeme taşıyan gazeteci, bir anda olayın sorumlusu gibi gösterilmeye çalışılır.

Yine asıl sahibinin Batman halkı olduğu bir spor kulübünde gördüğünüz eksiklikleri, yanlışları ya da yapılması gerekenleri yapıcı bir dille eleştirirsiniz…

Bu kez de kötü olan gazetecidir. Çünkü bizim toplum olarak eleştiriye karşı garip bir bakış açımız var.

Övülmek özgürlük, eleştirilmek düşmanlık gibi görülüyor. Oysa yapıcı eleştiri düşmanlık değildir. Tam tersine, bir kurumun, bir yöneticinin, bir şehrin ve hatta bir spor kulübünün daha iyiye gitmesi için yapılan en önemli katkılardan biridir. Ama ne yazık ki bizde çoğu zaman eleştirinin içeriğine bakılmaz.

“Ne söyledi?” sorusu yerine, “Bunu neden söyledi?” sorusu sorulur. Eleştirinin doğru olup olmadığı tartışılmaz. Eleştiriyi yapan kişinin niyeti sorgulanır. Hatta çoğu zaman daha da ileri gidilir, gazeteciye yaftalar yapıştırılır, itibarsızlaştırılmaya çalışılır.

Gazetecilik bazen mahkeme koridorlarında yürümektir. Bazen bir telefonla tehdit edilmek, bazen dost bildiklerinizin bir anda size mesafe koymasıdır. Bazen de sadece görevini yapmak için gittiğiniz bir hastanede, hasta yakınları tarafından darp edilen kişi olmaktır.

Haber almaya gidersiniz, dayak yersiniz.

Yolsuzluğu yazarsınız, mahkemeye siz gidersiniz.

Yanlışı eleştirirsiniz, suçlanan yine siz olursunuz.

Peki bütün bunların sonunda şu soruyu sormak gerekmiyor mu?

Biz gerçekten eleştiri yapan gazeteciyi seviyor muyuz?

Açık konuşmak gerekirse, pek de sevdiğimizi söylemek mümkün değil.

Ne ilin yöneticileri…

Ne siyasetçiler…

Ne bazı STK’lar…

Ne kurum müdürleri…

Ne de eleştiriye alışamamış bazı çevreler…

Hiç kimse kendisini eleştiren gazeteciyi kolay kolay sevmez. Çünkü eleştiri, aynaya bakmak gibidir. Aynada gördüğünüz şey hoşunuza gitmiyorsa, aynayı kırmak istersiniz. Bugün de çoğu zaman yapılan tam olarak budur. Yanlışı düzeltmek yerine, yanlışı yazan gazeteciden kurtulmaya çalışmak…

Biz bu mesleği kimse bizi sevsin diye yapmıyoruz. Herkesin alkışını almak gibi bir derdimiz de yok. Elbette bu mesleği farklı amaçlarla yapanlar vardır. Menfaat için, makam için, reklam için, birilerine yakın olmak için gazetecilik yapanlar yok mu?

Var.

Ama herkes kendi yaptığından sorumludur. Her koyun kendi bacağından asılır. Biz ise mesleğe dün girmiş insanlar değiliz. Gazetecilik bizim için sonradan keşfedilmiş bir meslek, sosyal medyada birkaç paylaşım yaparak edinilmiş bir unvan değildir.  Bu şehirde aile olarak yaklaşık 50 yıldır gazetecilik yapıyoruz. Babadan gelen bir meslek bu. İkinci kuşak olarak bugün bu mesleği sürdürüyoruz. Ve bütün zorluklarına rağmen sürdürmeye de devam edeceğiz.

Bugün Batman’da gerçek anlamda gazetecilik yapanların sayısı her geçen gün azalıyor. Eleştiren, araştıran, soru soran, kurumların kapısında bekleyen, bilgiye ulaşmak için mücadele eden gazetecilerin sayısı giderek düşüyor. Çünkü gazetecilik artık hem maddi hem manevi olarak büyük bir kıskacın içerisinde.

Bir tarafta ekonomik sorunlar…

Diğer tarafta baskılar…

Bir tarafta uygulanan tasarruf tedbirleri…

Diğer tarafta eleştiri yaptığı için toplantılara davet edilmeyen, dışlanan, görmezden gelinen gazeteciler…

Gazetecilik yapmak isteyen insan, bir süre sonra şunu düşünmeye başlıyor: “Ben neden uğraşıyorum?”

İşte asıl tehlike de burada başlıyor.

Gazeteci soru sormaktan vazgeçtiğinde…

Yanlışı yazmaktan korktuğunda…

Eleştirmek yerine susmayı tercih ettiğinde…

Gazetecilik de yavaş yavaş ölür. Bugün belki bunun farkında değiliz ama gazetecilik mesleği ciddi anlamda kan kaybediyor. Her şey sosyal medya paylaşımına dönüştü. Bir telefon, bir kamera ve birkaç takipçisi olan herkes kendisini gazeteci olarak görmeye başladı. Oysa gazetecilik sadece bir haberi paylaşmak değildir. Gazetecilik; o haberin arkasına düşmektir. Araştırmaktır. Karşı tarafı dinlemektir. Belgeye ulaşmaktır. Sormaktır. Ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır.

Bu kentte biz ikinci kuşak gazetecileriz. Bizden sonra üçüncü kuşak bu mesleği sürdürür mü? Açıkçası bugün baktığımızda bunun cevabı konusunda bile endişeliyiz. Çünkü bu şartlarda gençlerin gazeteciliğe yönelmesini beklemek kolay değil. Mesleğin itibarı zedeleniyor. Ekonomik gücü azalıyor. Gazeteciler baskı altında kalıyor. Eleştiren dışlanıyor, sorgulayan hedef gösteriliyor. Sonra da herkes dönüp, “Neden gerçek gazetecilik kalmadı?” diye soruyor.

Gerçek gazeteciliği yaşatmak istiyorsanız, önce gerçek gazetecinin yaşamasına izin vermeniz gerekir. Eleştiriye tahammül etmeniz gerekir. Size alkış tutan gazeteci kadar, yanlışınızı yüzünüze söyleyen gazeteciye de saygı duymanız gerekir.

Belki bu yüzden bazıları bizi sevmeyecek.

Belki eleştirdiğimiz için mahkeme koridorlarında yürümeye devam edeceğiz.

Belki dışlanacağız.

Belki toplantılara çağrılmayacağız.

Belki yine hedef gösterileceğiz.

Ama şunu herkes bilsin: Gazetecilik, alkış almak için yapılacak bir meslek değildir. Ve biz, bu şehirde yaklaşık yarım asırdır olduğu gibi, doğru bildiğimizi yazmaya, gördüğümüzü aktarmaya, gerektiğinde eleştirmeye devam edeceğiz.

Çünkü bazı gerçekler, herkes sussa da yazılmayı bekler.

Ve bazı sorular, ne kadar rahatsız edici olursa olsun sorulmak zorundadır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

o sohbet org