Motorin zamları tarımsal üretimi tehdit ediyor

Çiftçilik zor zanaat…

Yayınlama: 12.10.2026 14:34:48
11
A+
A-

Son birkaç yıldır kuraklıkla mücadele eden üretici, bu yıl yağışların erken yağması ile yeniden umutlanmak istiyor. Ancak tarlaya atılacak tohumdan önce çiftçinin önüne ağır bir hesap çıkıyor. Mazot, gübre, tohum, traktör bakımı ve tarımsal ekipman maliyetleri, daha üretime başlamadan çiftçinin yükünü artırıyor.

Çiftçi, karamsar ve gönülsüz bir şekilde ekim mevsimi için hazırlık yapıyor. Yağan yağmurdan sonra toprağın tavına gelmesini bekliyor. Fakat bu bekleyiş, geçmiş yıllardaki gibi yalnızca umutla sürmüyor; bir yandan da artan maliyetlerin hesabını yapıyor.

Tohumluk buğday, mercimek, gübre ve akaryakıt fiyatları tabiri caizse el yakıyor. Üstelik çiftçinin masrafı bunlarla da sınırlı değil. Traktör, tarım makineleri, yedek parçalar ve diğer tarımsal ekipmanların fiyatları da çiftçinin yükünü artırıyor.

Bütün bu maliyetlere rağmen çiftçi toprağını boş bırakmak istemiyor. Kimi öz kaynaklarıyla, kimi bankalardan aldığı kredilerle tohumunu ve gübresini hazırlıyor, traktörünün bakımını yaptırıyor, tarımsal ekipmanlarını gözden geçiriyor. Toprak tavını bulacak ve çiftçi “Ya Allah, bismillah” diyerek tohumu toprakla buluşturacak. Bereketi Allah’tan bekleyecek.

Tarlaya atılan her tohum, kullanılan her litre mazot ve verilen her çuval gübre, üretim maliyetine ekleniyor. Özellikle akaryakıt fiyatlarındaki artış, çiftçinin yükünü daha da ağırlaştırıyor. Traktör tarlaya girmeden önce mazot gerekiyor. Tarla sürülürken mazot gerekiyor. Ekimde, ilaçlamada ve hasatta yine mazot gerekiyor.

Kısacası mazot, üretimin neredeyse her aşamasında çiftçinin karşısına çıkıyor.

Sulu tarımda ise çiftçinin karşısına bu kez yüksek enerji ve elektrik maliyetleri çıkıyor. Özellikle sulama döneminde kullanılan elektrik, üreticinin giderleri içinde önemli bir kalem oluşturuyor. Tarlanın suya ihtiyacı arttıkça elektrik gideri de artıyor. Bu nedenle sulu tarım yapan çiftçi için yalnızca mazot ve gübre değil, yüksek elektrik maliyetleri de üretimin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor.

Ancak tarımda maliyet ve emek yükü, ürünün niteliğine göre önemli ölçüde değişiyor. Buğday, arpa, mısır, çeltik, pamuk ve ayçiçeği gibi tek yıllık ürünlerde üretici, bir üretim dönemi boyunca yaptığı harcama ve emeğin karşılığını aynı yıl içinde almayı beklerken; Antep fıstığı gibi uzun vadeli ürünlerde durum çok daha farklıdır. Fıstık üretiminde dikimden verime, bakım ve sulamadan gübreleme ve ilaçlamaya kadar yapılan yatırım ve harcamalar yıllara yayılır. Üstelik üreticinin bu emeğinin karşılığını alabilmesi için uzun yıllar beklemesi gerekir. Bu nedenle Antep fıstığı gibi uzun vadeli tarımsal ürünlerde yalnızca yıllık maliyete değil, üreticinin yıllar boyunca üstlendiği maliyet, emek ve riske de bakmak gerekir.

Antep fıstığı yetiştiriciliği bunun en somut örneklerinden biridir. Anaç dikiminden aşılama, budama, sürüm, gübreleme, ilaçlama, sulama ve işçiliğe kadar birçok maliyet uzun yıllar boyunca çiftçinin omuzlarındadır. Anaç dikildikten yaklaşık 2-3 yıl sonra aşılama yapılırken, ilk ürünler ancak 5-7. yıllarda alınmaya başlanır. Ancak bu ilk ürünler genellikle yapılan masrafları karşılayacak düzeyde değildir. Ekonomik anlamda verim yaklaşık 10. yıldan itibaren başlarken, ağacın gerçek ve yüksek verime ulaşması ise 15. yıldan sonrasını bulabilir.

Üstelik çiftçi bu uzun bekleme sürecinde de masraf yapmaya devam eder. Mazot, gübre, ilaç, sulama ve işçilik giderleri sürerken; don, kuraklık, dolu ve hastalık gibi doğal riskler de üreticinin karşısına çıkabilir. Fıstık ağacının bir yıl çok, bir yıl az ürün vermesi de gelirde istikrarı zorlaştırır. Yani çiftçi yalnızca bugünün masrafını değil, yıllar sonrasının riskini de taşır.

Bugün çiftçi yalnızca ne kadar ürün elde edeceğini düşünmüyor. Ürünün kendisine kaça mal olacağını ve hasat sonunda yaptığı masrafı karşılayıp karşılayamayacağını da kara kara düşünüyor.

Çiftçilik gerçekten zor zanaat.

Bir yıl boyunca emek veriyorsunuz ama ne kadar ürün alacağınızı tamamen siz belirleyemiyorsunuz. Yağmurun zamanını, kuraklığı, hastalıkları, zararlıları ve piyasadaki fiyatları kontrol etmek mümkün değil.

Çiftçi tohumu toprağa atarken aslında umudunu da toprağa bırakıyor. Beklentisi büyük değil: Emeğinin karşılığını almak, yaptığı masrafı çıkarmak ve gelecek yıl yeniden tarlasına girebilmek. Bu nedenle çiftçinin üretim maliyetleri mutlaka dikkate alınmalı. Girdi maliyetleri düşürülmeli, mazot ve gübre başta olmak üzere temel tarımsal girdilere yönelik destekler artırılmalı. Kredi ve borç yapılandırmalarında üreticinin ödeme gücü dikkate alınmalı, uzun vadeli ve uygun koşullu finansman imkânları sağlanmalı. Ayrıca, tarımsal üretimde doğal afet ve iklim risklerine karşı çiftçiyi koruyan TARSİM sigortalarının prim maliyetleri düşürülmeli, devlet desteği artırılarak üreticinin tarım sigortasına erişimi kolaylaştırılmalıdır.

Çiftçinin önünü görebilmesi için üretimden hasada kadar geçen süreçte daha öngörülebilir bir ortam oluşturulmalı. Üretici, tarlasına girerken yalnızca borcunu değil, emeğinin karşılığını da hesaplayabilmeli. Şimdi çiftçi yine toprağın başında. Bir gözü gökyüzünde, kulağı yağmurda, aklı ise artan girdi maliyetleriyle nasıl baş edeceğinde.

Çiftçiye güven verecek açıklamalar yapılmalı, sürdürülebilir politikalar hayata geçirilmelidir. Üreticinin mazot, gübre, elektrik ve borç yükünü hafifletecek somut ve kalıcı adımlar atılmalıdır. Çünkü toprağa atılacak her tohum, bu ülkenin geleceğine bırakılan bir emanettir.

Üretim maliyetlerini düşürmeden, tarımı güçlendirmeden enflasyonla mücadele etmek zor. Çünkü tarladaki maliyet artışı, sofradaki fiyat artışına dönüşüyor.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.