Bir anne-baba olarak en çok şuna inanmak isteriz: “Benim çocuğum kimseye zarar vermez.”
Ya da daha masum olanına: “Bir şey olsa bana söylerdi.”
Oysa siber zorbalık tam da bu inançların arkasına saklanarak büyür. Çocuğunuz odasında sessizce telefonuna bakarken güvende olduğunu sanabilirsiniz. Ama bilin ki bugün tehlike, sokakta değil; ekranın içindedir. Üstelik çoğu zaman bağırmaz, iz bırakmaz, fark edilmez.
Çocuğum mağdur mu, zorba mı?
Ebeveynler için en zor gerçek şudur: Siber zorbalıkta çocuklar yalnızca “mağdur” değildir. Bazen zorba, bazen seyirci, bazen de her üçü birden olabilir.
Bu davranışlar “ergenlik şakası” değil, psikolojik şiddettir.
Neden çocuklar söylemez?
Çünkü:
Bir çocuk için sessizlik çoğu zaman korunma yoludur. Ama ebeveyn için bu sessizlik, kaçırılmış bir yardım çağrısıdır.
Ekran süresi değil, ekran içeriği
Birçok ebeveyn “kaç saat telefon kullandı?” sorusuna odaklanır. Oysa asıl soru şudur: O ekranda ne yaşıyor?
Bir çocuğun dakikalar içinde:
Unutmayalım: Bir yetişkinin baş etmekte zorlandığı şey, bir çocuk için travmadır.
“Görmezden gel” demek çözüm değil
Siber zorbalık, görmezden gelindikçe büyür. “Takma”, “Engelle geç”, “Onlar kıskanıyor” demek, çocuğun yaşadığını küçümsemektir.
Çocuk şunu duymak ister: “Seni anlıyorum. Yanındayım. Bu senin suçun değil.” Bu cümle bazen bir terapiden daha iyileştiricidir.
Ebeveyn olarak ne yapabiliriz?
Çünkü çocuk, ekranda nasıl davranacağını önce sizi izleyerek öğrenir.
Son söz
Siber zorbalık bir “çocuk meselesi” değildir. Bu, yetişkinlerin kurduğu dijital dünyanın çocuklara bıraktığı bir mirastır. Bugün görmezden geldiğimiz her dijital yara, yarın bir özgüven eksikliği, bir yalnızlık, bir ruhsal kırılma olarak karşımıza çıkar.
Ve şunu unutmayalım: Çocuğunuzun en güvenli filtresi, en güçlü ebeveyn denetimi, yargılamayan bir kalptir.