İnsan Anlaşılınca İyileşiyor

Tam bir yıl oldu…

Yayınlama: 24.05.2026 12:33:07
17
A+
A-

Bir yıl boyunca bu köşede bazen bir annenin sessiz yorgunluğunu yazdım, bazen güçlü görünmekten yorulan insanları…

Bazen çocukluk yaralarını…

Bazen yalnızlığı…

Bazen de insanın geceleri kimseye belli etmeden verdiği iç savaşları…

Ama aslında bütün yazılarımın ortak bir yeri vardı: İnsan ruhu. Bir psikolog olarak yıllardır insan hikâyelerine tanıklık ediyorum. Bazı insanlar terapi odasına girerken güçlü görünmeye çalışıyor.

Gülümsüyorlar…

“İyiyim” diyorlar…

Ama birkaç dakika sonra çocuk gibi ağlamaya başlıyorlar. Çünkü insan bazen hayatı boyunca ilk kez anlaşılınca çözülüyor.

Bu meslek bana şunu öğretti: İnsan ruhunun en büyük ihtiyacı kusursuz olmak değil, güvenle hissedebilmektir.

Bugün birçok insan çok yorgun.

Sadece çalışmaktan değil…

Sürekli güçlü durmaya çalışmaktan yorulmuş durumdalar. Herkese yetişmeye çalışan insanlar görüyorum ama kendisine yetişemeyen… Herkesi mutlu etmeye çalışan ama kendi içindeki çocuğu yıllardır yalnız bırakan insanlar… Ve ne acıdır ki modern çağda insanlar en çok da görünmez hissediyor.

Bir insanın duygusunun küçümsenmesi, sürekli eleştirilmesi, çocukken yeterince duyulmaması; yıllar sonra bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı çocukluklar büyümüyor.

İnsan büyüyor…

Yaş alıyor…

Sorumluluk taşıyor…

Anne oluyor, baba oluyor, başarılı oluyor… Ama içindeki o kırgın çocuk bazen hâlâ aynı yerde bekliyor. Belki de bu yüzden bazı insanlar sevgiyi hep mücadele sanıyor. Bazıları sürekli kendini ispat etmeye çalışıyor. Bazılarıysa kalabalıkların içinde bile tarifsiz bir yalnızlık hissediyor.

Bu köşede geçen bir yıl boyunca aslında biraz buna dokunmaya çalıştım. Çünkü biliyorum ki bazen bir insan terapiye gitmese bile bir cümlenin içinde kendisini bulabiliyor. Bazı geceler bir yazıyı sessizce okuyup ağlayan insanlar olduğunu biliyorum. Kimseye anlatamadığı duyguları bir paragrafta gören insanlar…

Bana gelen mesajlarda en çok şu cümle vardı: “Sanki beni anlatmışsınız.”

İşte bir psikolog için en kıymetli şeylerden biri budur. Çünkü iyileşmek bazen önce görülmekle başlar.

Ben bu köşede mükemmel cümleler kurmaya çalışmadım. Sadece gerçek olmaya çalıştım. Çünkü insan ruhu yapaylığı hemen hisseder. Ama samimiyeti de hisseder. Ve belki bu yüzden yazılar bazen insanların kalbine dokunabiliyor.

Şimdi bu yazının yayınlanmasından birkaç gün sonra Kurban Bayramı gelecek… Bayramlar bana hep insanın özünü hatırlatıyor.

Çocukluğumuzdaki o eski bayramları düşünüyorum bazen…

Evlerin içindeki telaşı…

Hazırlanan sofraları…

Kapıdan giren misafirleri…

Büyüklerin ellerini öperken hissedilen o sıcaklığı…

Şimdi her şey daha modern belki ama insanlar ruhen daha yalnız. Aynı sofrada oturup birbirine uzak kalan insanlar var artık. Aynı evde yaşayıp birbirinin ruhunu hiç bilmeyen insanlar…

Oysa insanın ihtiyacı hâlâ aynı.

İçten bir ses…

Gerçek bir sarılma…

Yargılanmadan konuşabilmek…

“Ben buradayım” diyen bir kalp…

Belki de bu yüzden bayramlar hâlâ kıymetli. Çünkü insanı insan yapan şey; bağ kurabilmesi. Bu bayram içimden geçen şey çok büyük değil aslında…

Kimsenin kendisini yalnız hissetmediği bir sofra…

Kırgınlıkların biraz olsun hafiflediği bir kalp…

Birbirimize gerçekten “Nasılsın?” diyebildiğimiz samimi anlar…

Çünkü bazen insanı iyileştiren şey çok büyük çözümler değildir. Küçük ama gerçek bir merhamettir. Bir yıldır bu satırları okuyarak bana eşlik eden herkese yürekten teşekkür ederim. Belki birbirimizi hiç tanımıyoruz… Ama bazen insanın hayatına en çok dokunan şey, hiç tanımadığı birinin cümlesi olabiliyor. Eğer bu yazılar bir kişinin bile kendisini daha az yalnız hissetmesine, biraz daha anlaşılmış hissetmesine vesile olduysa…

Benim için bu bir yıl çok kıymetliydi.

Hepimizin ruhuna iyi gelen insanların çoğaldığı, kalplerin biraz daha yumuşadığı, gerçek sevginin ve huzurun hissedildiği bir bayram diliyorum.

Kurban Bayramınız kutlu olsun.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.