Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Dün akşam Batman Devlet Tiyatrosu’nda Bağdat’ta Dokuz Kadın isimli oyunu izledim.
Salondan çıktığımda üzerimde ağır bir his vardı. Savaşın, yıkımın, çaresizliğin, bomba seslerinin ve insanın içini daraltan sahnelerin arasında geçen bir oyundu. Kasvetli, ürkütücü ve insanın ruhunu yoran bir atmosfer… Açıkçası oyun boyunca içim kıyıldı.
Elbette tiyatro yalnızca güldürmek, eğlendirmek ya da hoş vakit geçirtmek için yapılmaz. Sanatın insanı sarsmak, düşündürmek, gerçeklerle yüzleştirmek ve toplumun yaralarına ayna tutmak gibi önemli görevleri vardır. Savaşın acılarını anlatan eserler de insanlığın hafızası açısından kıymetlidir. Bu yönüyle Bağdat’ta Dokuz Kadın gibi oyunların sahnelenmesini bütünüyle yanlış bulduğumu söyleyemem. Ancak asıl üzerinde durulması gereken mesele şu: Bir şehrin insanlarına sunulan sanatın dili, çeşitliliği ve ruhu nasıl olmalı?
Bence Batman’ın bu konuda biraz daha düşünülmeye ihtiyacı var.
Çünkü biz zaten hayatın içinde yeterince yoruluyoruz. Yazın kavurucu sıcaklarıyla mücadele ediyoruz. Hava kirliliğini, sosyal imkânların yetersizliğini, trafik sorununu ve ekonomik sıkıntıları konuşuyoruz. Bölgemizin yanı başında yıllardır süren savaşların, çatışmaların ve insani dramların gölgesi var. Televizyonu açıyoruz, karşımıza ölüm haberleri çıkıyor. Telefonumuza bakıyoruz, bir başka acıyla karşılaşıyoruz. Sokakta, işte, evde herkesin kendine göre bir derdi var.
Peki bütün bunların üzerine bir de nefes almak, biraz olsun rahatlamak, hayata başka bir pencereden bakmak için gittiğimiz tiyatroda yeniden savaşın, yıkımın ve çaresizliğin içine düşüyorsak ne olacak?
İnsan bazen düşünmek ister, bazen sorgulamak ister, bazen de yalnızca gülmek, heyecanlanmak, şaşırmak ve salondan yüzünde bir tebessümle ayrılmak ister. Bunların hiçbiri sanatın değerini azaltmaz. Aksine, sanatın insan hayatına dokunmasının farklı yollarıdır.
Batman’ın yalnızca acılarını anlatan değil, insanlarına yaşama sevinci de veren sanat eserlerine ihtiyacı var.
Bir düşünelim… Devlet Tiyatroları, farklı şehirlerde farklı türlerde oyunlar sahneliyor. Komedi var, müzikal var, ailece izlenebilecek oyunlar var, temposu yüksek eserler var, insanı koltuğuna bağlayan maceralar var. Neden Batman’a gelen oyunların seçiminde de bu çeşitlilik daha fazla hissedilmesin?
Neden insanları kahkahaya boğan bir komedi oyunu daha sık sahnelenmesin? Neden müzikle, dansla, hareketle ve canlı performanslarla seyircinin enerjisini yükselten yapımlara daha fazla yer verilmesin? Neden çocukların ve gençlerin tiyatro sevgisini artıracak, ailelerin birlikte keyifle izleyebileceği eserler çoğaltılmasın?
Bunları söylerken tiyatronun yalnızca eğlenceye indirgenmesini savunmuyorum. Tam tersine, tiyatronun bütün imkânlarından yararlanılmasını istiyorum. İnsan bazen bir trajediyi izleyerek hayatı daha iyi anlar, bazen bir komedide kendisini bulur, bazen de bir müzikalin coşkusuyla günlük hayatın ağırlığından uzaklaşır. Sanatın gücü biraz da burada değil midir?
Üstelik mesele yalnızca benim bir oyunu beğenip beğenmemem de değil. Her seyircinin beklentisi farklıdır. Kimisi toplumsal sorunları ele alan eserleri tercih eder, kimisi klasik tiyatrodan hoşlanır, kimisi güldürü ister, kimisi de heyecan dolu bir hikâyenin peşinden gitmek ister. Kamuya ait bir sanat kurumunun seyirciyle kurduğu ilişkiyi güçlendirmesi için bu farklı beklentileri dikkate alması gerekir.
Batmanlı seyirci de bu çeşitliliği hak ediyor. Sanatın görevi yalnızca yaraları göstermek değil, bazen o yaralara iyi gelecek bir pencere de açmaktır.
Batman Devlet Tiyatrosu’nun ve oyun repertuvarını belirleyen yetkililerin bu noktada daha geniş bir perspektifle hareket etmesini arzu ediyorum. Elbette repertuvar seçimi sanatsal ölçütlere, oyuncu kadrosuna, sahne olanaklarına ve turne programına bağlıdır. Her talebin karşılanması mümkün olmayabilir. Fakat komedi, müzikal, umut veren hikâyeler, aile oyunları ve yüksek tempolu yapımlar arasında daha dengeli bir tercih yapılması mümkündür. Hatta seyircinin beklentilerini ölçmek için basit anketler düzenlenebilir. Batmanlı tiyatroseverlere hangi tür oyunları görmek istedikleri sorulabilir. Böylece repertuvar tercihleri yalnızca salonun kapısını açmakla sınırlı kalmaz; şehirle daha güçlü bir kültür bağı kurmanın da aracı olur. Çünkü tiyatro salonları yalnızca oyun izlenen mekânlar değildir. İnsanların bir araya geldiği, ortak duygular yaşadığı, gündelik hayatın telaşından uzaklaştığı alanlardır. Bir akşam boyunca gülmek, umutlanmak, heyecan duymak ve eve daha hafif bir ruh hâliyle dönmek de kültürel hayatın önemli bir parçasıdır.
Batman’ın buna ihtiyacı var.
Biz bu şehrin yalnızca sorunlarıyla anılmasını istemiyoruz. Batman denildiğinde sadece sıcaklar, hava kirliliği, sosyal imkânların yetersizliği ya da bölgesel sorunlar akla gelmesin. Bu şehirde yaşayan insanların da kaliteli kültür sanat etkinliklerine ulaşabildiği, çocukların sanatla büyüdüğü, ailelerin güzel vakit geçirdiği, gençlerin kendilerini ifade edebildiği bir hayat mümkün olsun. Bunun için de şehrin kültür sanat politikalarında insanın ruh hâlini ve toplumsal ihtiyaçlarını daha fazla dikkate almak gerekiyor.
Dün akşamki oyundan çıkarken aklımda kalan soru şuydu: Hayat zaten bu kadar ağırlaşmışken, tiyatro bize biraz olsun nefes aldırmayı da başarabilmeli değil mi? Bazen bir kahkaha, uzun bir konuşmadan daha fazla iyileştirir insanı. Bazen umut veren bir hikâye, karanlık bir gerçeği anlatan onlarca sahneden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şeyi hatırlatır: Hayatın bütün zorluklarına rağmen güzel taraflarının da bulunduğunu…
Ben Batman’da tiyatronun daha canlı, daha renkli, daha çeşitli ve daha kapsayıcı olmasını istiyorum. Acıları anlatan oyunlar elbette sahnelensin; ancak insanlara umut veren, yüzlerini güldüren ve heyecanlandıran oyunlar da repertuvarda kendilerine güçlü bir yer bulsun. Çünkü Batmanlılar yalnızca sorunlarını hatırlamayı değil, biraz olsun sorunlarını unutup nefes almayı da hak ediyor.
Batman’ın sahnelerinde yalnızca savaşın sesleri değil, kahkahalar da yankılansın. Yıkımın hikâyeleri kadar yeniden ayağa kalkmanın hikâyeleri de anlatılsın. Bu şehrin insanlarına biraz olsun umut verilsin. Zira bazen bir şehrin ihtiyacı olan şey, yeni bir sorunla yüzleşmek değil; kendisini iyi hissettirecek güzel bir hikâyeye tanıklık etmektir.