Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Eskiden bir ailenin geçimi çoğu zaman tek kişinin kazandığı maaş üzerinden planlanırdı. Elbette o dönemlerin de kendine özgü ekonomik zorlukları vardı.
Ancak bugün geldiğimiz noktada farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Artık birçok ailede hem kadın hem erkek çalışıyor, iki ayrı maaş eve giriyor. Ne var ki bu durum her zaman ailelerin refah seviyesini yükseltmiyor. Çünkü piyasa, ailelerin artan gelirini bir refah imkânı olarak görmek yerine, yeni bir fiyatlandırma fırsatı olarak değerlendirebiliyor.
Meselenin üzerinde yeterince durulmayan tarafı tam da burada başlıyor.
Bir ailede iki kişinin çalışması, doğal olarak hanenin toplam gelirini artırıyor. Fakat konut piyasasından özel eğitime, kreşlerden çeşitli hizmet sektörlerine kadar pek çok alanda bu durumun dolaylı etkilerini görüyoruz. Özellikle büyük şehirlerde kiralar belirlenirken artık yalnızca bir kişinin maaşı değil, hanenin toplam ödeme kapasitesi de hesaba katılabiliyor. Ev sahipleri, iki kişinin çalıştığı bir aileyi daha yüksek kira ödeyebilecek potansiyel kiracı olarak değerlendirebiliyor.
Benzer bir durum özel okullarda ve kolejlerde de karşımıza çıkıyor. Eğitim ücretleri belirlenirken ailelerin ödeme gücü önemli bir unsur hâline geliyor. İki kişinin çalıştığı, dolayısıyla daha yüksek gelir elde ettiği düşünülen aileler, zaman zaman daha yüksek fiyatların hedef kitlesi olabiliyor.
Burada ortaya çıkan çelişki oldukça dikkat çekici: Aile, daha iyi yaşayabilmek için iki kişinin de çalışmasını tercih ediyor; ancak piyasa, bu ikinci maaşı da fiyatların içerisine dâhil ederek ailenin kazancını adeta baştan tüketiyor.
Üstelik iki kişinin çalışmasının beraberinde getirdiği ilave giderleri de unutmamak gerekiyor. Çocuğa bakacak birine ihtiyaç duyuluyor, kreş masrafları ortaya çıkıyor, dışarıda yemek yeme zorunluluğu artıyor, ulaşım ve günlük yaşam giderleri yükseliyor. Yani ikinci maaşın tamamı aile bütçesine net kazanç olarak girmiyor.
Bir başka ifadeyle aile, daha fazla kazanabilmek için daha fazla çalışıyor; daha fazla çalıştığı için de yeni harcamalar yapmak zorunda kalıyor.
Elbette burada kadınların çalışma hayatına katılmasını sorgulamak veya kadınların ekonomik özgürlüğünü tartışmaya açmak gibi bir yaklaşım söz konusu değil. Kadınların eğitim alması, meslek sahibi olması, üretime katılması ve ekonomik bağımsızlığını kazanması toplumsal hayatın önemli bir parçasıdır. Asıl sorgulanması gereken, insanların çalışma hayatına katılarak elde ettikleri gelir artışının neden kalıcı bir refah artışına dönüşemediğidir.
Çünkü sorun kadınların çalışması değil, piyasanın artan hane gelirini yeni bir fiyatlandırma ölçütü olarak kullanabilmesidir.
Bu durumun uzun vadede çok daha önemli bir toplumsal sonucu var. Aileler artık yalnızca daha iyi bir yaşam için değil, mevcut yaşam standartlarını koruyabilmek için de iki kişinin çalışmasına ihtiyaç duyuyor. Bir zamanlar tek maaşla karşılanabilen bazı temel ihtiyaçlar, bugün iki maaşla dahi zor karşılanabiliyor. Böylece çift gelirli aile modeli bir tercih olmaktan çıkıp ekonomik bir zorunluluğa dönüşüyor.
Dahası, bu düzenin çocuklar ve aile hayatı üzerinde de etkileri bulunuyor. Anne ve babanın çalışma saatleri uzadıkça çocuklara ayrılan zaman azalabiliyor. Aile içindeki paylaşım, dinlenme ve sosyal hayat ikinci plana itilebiliyor. Kazanılan para artarken yaşamın kendisine ayrılan zaman azalıyor.
Burada ekonominin temel sorularından birini yeniden sormamız gerekiyor: Ekonomik büyüme ve gelir artışı kimin hayatını kolaylaştırıyor?
Eğer iki kişinin çalıştığı bir aile daha iyi bir eve çıkamıyor, çocuğunu makul ücretlerle okutamıyor, birikim yapamıyor ve geleceğine güvenle bakamıyorsa ortada yalnızca gelir yetersizliği değil, fiyatların hane gelirine göre şekillenmesiyle ilgili de ciddi bir sorun vardır.
Bir toplumda insanların daha fazla çalışması, daha fazla üretmesi ve daha fazla kazanması elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak bütün bu çabanın karşılığı daha pahalı kiralar, daha yüksek okul ücretleri ve bitmek bilmeyen yaşam giderleri oluyorsa burada ekonomik refahın nasıl ölçüldüğünü yeniden düşünmek gerekir.
Çünkü bir ailenin refahı, eve kaç maaş girdiğiyle değil, o maaşlarla nasıl bir hayat yaşayabildiğiyle ölçülmelidir.
İkinci maaş, piyasanın yeni fiyatlandırma gerekçesi değil, ailenin geleceğini güvence altına alan bir imkan olmalıdır.