Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İnsanoğlu konuşmadan, anlatmadan ve gördüklerini paylaşmadan yaşayamaz.
Doğada ve evrende gördüklerini, yaşadıklarını ve hissettiklerini bir şekilde ifade etmek ister. Bazen sözle, bazen yazıyla, bazen de sanat yoluyla… İşte tiyatro da insanın kendini ifade etme yollarından biridir. İnsan, gördüklerini ve bildiklerini bir role dönüştürerek sahnede canlandırmak ister. Tiyatro, bu isteğin sanatla birleşmiş en etkili biçimlerinden biridir.
Tiyatronun geçmişi oldukça eski dönemlere kadar uzanır. Sümerlerden ve Mısırlılardan günümüze kadar gelen tiyatro, pek çok sanat dalı gibi başlangıçta dini törenlerle ortaya çıkmıştır. O dönemlerde yapılan ritüeller ve kutsal törenler zamanla sahneye taşınmış, bu törenler zaman içinde dini niteliğini kaybederek bugünkü tiyatro anlayışının temelini oluşturmuştur.
İnsanların doğada gördükleri olayları, duyguları ve yaşamın farklı yönlerini beden dili, mimik ve sözlerle sahnede anlatmaya çalışması tiyatronun en önemli özelliklerinden biridir. İnsanlar sahnede kimi zaman bir kahramanı, kimi zaman bir trajediyi, kimi zaman da hayatın içinden sıradan bir hikâyeyi canlandırır. Böylece tiyatro, hem düşündüren hem de duygulandıran güçlü bir sanat dalı haline gelir.
Tiyatronun gelişim sürecine baktığımızda, birçok inanç ve kültürel törenin bu sanatın oluşumunda etkili olduğunu görürüz. Özellikle eski şamanist inançlar ve törenler, tiyatronun doğuşunda önemli rol oynamıştır. Ritüeller sırasında yapılan danslar, maskeler ve anlatılar zamanla sahne sanatlarının temel unsurlarına dönüşmüştür.
Batı tiyatrosunda ise birçok önemli isim öne çıkmıştır. Bunların başında gelen isimlerden biri de William Shakespeare’dir. Shakespeare, yazdığı eserlerle tiyatroya büyük katkılar sağlamış ve dünya tiyatrosunun gelişmesinde önemli bir yere sahip olmuştur.
Türk edebiyatı ise tiyatro ile özellikle Tanzimat Dönemi’nde tanışmıştır. Bu dönemde tiyatro daha sistemli bir sanat dalı olarak gelişmeye başlamıştır. Ancak Türk toplumunda sahne sanatlarının geçmişi aslında daha eskilere dayanır. Karagöz, Orta Oyunu, Meddah ve kukla gibi geleneksel gösteriler, toplumun eğlence ve anlatım kültürünün önemli parçaları olmuştur. Bu gösteriler, halkın günlük yaşamını, mizahını ve toplumsal eleştirilerini sahneye taşımıştır.
Batı’da tiyatro oyunları uzun yıllar pazar yerlerinde ve açık alanlarda sahnelenmiştir. Ancak zaman içerisinde kilise ile tiyatro arasında zaman zaman çatışmalar yaşanmıştır. Bazı dönemlerde kiliseler tiyatroyu yasaklamış, bazı dönemlerde ise tiyatroyu bir eğitim aracı olarak kullanarak insanlara dini öğretileri aktarmaya çalışmıştır. Bunun en önemli nedeni ise insanların tiyatro izleme isteğinin önüne geçilememesidir.
Tiyatro günümüze kadar trajedi, komedi ve dram gibi farklı türlerle gelişerek gelmiştir. Bu türler, insanların sahnede görmek istedikleri duyguları ve hikâyeleri şekillendirmiştir. Kimi zaman izleyiciyi güldüren bir komedi, kimi zaman düşündüren bir dram, kimi zaman da insanı derinden etkileyen bir trajedi sahnede hayat bulur.
Ancak burada önemli bir soru karşımıza çıkmaktadır:
Bugün insanların ne kadarı tiyatroya gidiyor?
Okullarda tiyatro bilinci gençlere ne kadar aşılanıyor?
Bu sorular üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü tiyatro, sadece bir eğlence aracı değil aynı zamanda kültürel bir mirastır. Sahneye konulan her eser, büyük bir emek ve özverinin ürünüdür. Bir tiyatro oyunu hazırlamak kolay değildir. Oyuncuların çalışmaları, sahne düzeni, kostümler, dekor ve metin çalışmaları uzun bir sürecin sonucunda ortaya çıkar. Her eserin arkasında bir emek, bir hikâye ve bir geçmiş vardır.
Tiyatroya gitmek elbette belli bir bütçe gerektirir. İnsanların sosyal aktivitelerine belirli bir pay ayırması gerekir. Tiyatro, sinema ve diğer sahne sanatları insanların sosyal yaşamının önemli bir parçasıdır. Bu tür etkinlikler hem bireylerin kültürel gelişimine katkı sağlar hem de toplumun sanatla bağını güçlendirir.
Zaman zaman şu tarz haberler duyarız: “Türkiye’de tiyatro ve sinema salonlarının sayısı arttı, ancak seyirci sayısı azaldı.”
Aslında bu oldukça üzücü bir durumdur. Burada önemli olan yalnızca salon sayısının artması değil, seyirci sayısının da artmasıdır. Çünkü seyircisi olmayan bir tiyatro oyununun hedefe ulaşması oldukça zordur. Sahne sanatları, seyirci ile anlam kazanır.
Bu nedenle yetkililerin, kurumların ve eğitim kurumlarının tiyatroya daha fazla destek vermesi gerekmektedir. Özellikle gençlerin tiyatro ile erken yaşlarda tanışması, sanatın toplum içinde daha güçlü bir şekilde yaşamasını sağlayacaktır.
Unutmamak gerekir ki tiyatro bizim kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Kültürümüze sahip çıkmak ise hepimizin görevidir. Tiyatroyu yaşatmak, aslında kendi kültürümüzü ve sanatımızı yaşatmak demektir.