Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Oktay Kaynarca’nın geçtiğimiz günlerde gündeme oturan o tespiti, aslında uzun zamandır halının altına süpürdüğümüz toplumsal bir yarayı tam on ikiden vurdu: “Adam mühendis olmuş, aynı şantiyede çalıştığı vinç operatörü onun dört katı para kazanıyor.”
Ama gelin görün ki, bizim yeni mezun mühendisimiz açlık sınırında yaşamayı göze alıyor da o vinç operatörünün yaptığı işi, o mavi tulumu bir türlü kendine yakıştıramıyor. Çünkü bizim toplumumuzda unvanlar cepten, etiketler ise gerçeklerden çok daha önce geliyor. Nüfusun neredeyse tamamının üniversite mezunu olduğu, her köşe başında bir fakültenin yükseldiği ülkemizde, diplomayı meslek edinme aracı değil de bir “soyluluk nişanesi” sanmaya başladık.
Bu kolektif enaniyetin yarattığı acı tablo ise son derece net. Sabah 9 akşam 5 klimalı bir plazada, asgari ücretin biraz üzerinde bir maaşla “uzman yardımcısı” olarak sömürülmek; sahada ter dökerek asgari ücretin 4-5 katını kazanmaktan daha cazip geliyor. Sırf o masanın sahte bir “havası” olduğu için, piyasada deliler gibi aranan teknik işleri “ara eleman” adı altında küçümsüyoruz. “Ben dirsek çürüttüm, sanayide mi çalışacağım?” diyen gençlik, işsiz kalmayı üretmeye tercih ediyor.
Aslında bu durum gökten zembille inmedi; çocuklarımıza küçük yaştan itibaren üretmeyi, el becerisini ve zanaatı bir “ceza” gibi sunduk. “Okumazsan seni sanayiye veririm, temizlikçi yaparım” tehditleriyle büyüyen nesiller, bugün haklı olarak o işleri aşağılık görüyor. Oysa bugün geldiğimiz noktada ekonomik gerçeklik suratımıza sert bir tokat gibi çarpıyor. Piyasa unvanı değil, ihtiyacı satın alır. Bugün iyi bir kaynakçı, CNC operatörü veya nitelikli bir tesisatçı bulmak, herhangi bir idari bilimler mezunu bulmaktan katbekat daha zor. Sırf “diplomalı” görünmek uğruna pratik hayattan kopan, elini kirletmekten korkan ama cebinde beş kuruşu olmayan, gururu cüzdanından büyük devasa bir kitle yarattık.
Kolektif kibrimiz bizi öyle bir noktaya getirdi ki, evdeki musluk bozulduğunda çağıracak usta bulamıyoruz ama her evde bir “işsiz iktisatçı” barındırıyoruz. Hiçbir dürüst emek, yaldızlı bir kağıt parçasından daha değersiz değildir. Eğer bu sahte sınıfsal kibirden, bu “elimi kirletmem” illüzyonundan sıyrılamazsak; yakında hepimiz elimizde diplomalarımızla, çalışacak tek bir “ara eleman” bulamadığımız için çöken bir sistemin izleyicileri olacağız. Belki de artık o vinç operatörünün kazandığı paraya değil, onun gösterdiği cesarete ve emeğe saygı duyma vaktimiz çoktan gelmiştir.