Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Mutfağında çorba kaynatmaya çalışan vatandaşın da toprağa nasırlı elleriyle emek veren çiftçinin de dilinde son zamanlarda tek bir soru var: “Tarlada 8 lira olan sebze, tezgâha gelene kadar nasıl oluyor da 50-60 liraya çıkıyor?” Yıllardır lojistik maliyetler, mazot fiyatları ve hal komisyoncuları denilerek geçiştirilen bu uçurumun arkasında meğer çok daha derin bir tablo yatıyormuş.
Türkiye gazetesi’nin gündeme taşıdığı çarpıcı detaylar ve konunun yargıya yansıyan boyutları, mutfaktaki yangının sadece arz-talep dengesiyle açıklanamayacağını net bir şekilde gösteriyor. Tarladan sofraya uzanan o meşhur zincir meğer sadece nakliye yollarında değil, daha ilk adımda, masa başı evrak oyunlarında uzayıp pahalılaşıyormuş.
İşin aslına bakıldığında sistemin nasıl tıkandığı çok daha iyi anlaşılıyor. Çiftçi tarlasında kapya biberi kilosunu 8-11 liraya güç belde elden çıkarırken, aracılar kâğıt üzerinde bu ürünü 24 liradan alınmış gibi gösteriyor. Yani ürün daha hal sistemine girmeden, sırf evrak üstündeki bu oynamalar yüzünden yapay bir maliyet yüküyle yola çıkıyor. Üstelik bununla da kalınmıyor; tarladaki tonajlar kâğıt üzerinde katlanıyor, 200 tonluk limon kâğıtta 630 ton, 400 tonluk patates ise milyon kilolar olarak kayıtlara geçiyor. Hatta iş öyle bir boyuta varıyor ki hayatını kaybetmiş üreticilerin adına bile binlerce liralık sahte makbuzlar kesildiği ortaya çıkıyor.
Sonuçta ne mi oluyor? Bu çarpık çarkın arasında iki ana aktör ezilip gidiyor: Toprağı işleyen üretici ve fileyi doldurmaya çalışan tüketici. Gübre, mazot ve fide fiyatları altında ezilen çiftçi ürününü yok pahasına satıp borçla boğuşurken, vatandaş da aradaki bu kayıt dışı kârların ve sahte maliyetlerin faturasını tezgâhta ödüyor.
Artık sebze ve meyvenin tarladan tezgâha gelene kadar geçirdiği bu akılalmaz fiyat değişimini sadece yüksek nakliye giderleriyle ya da aracıların vicdanıyla açıklamak mümkün değil. Tarladaki gerçek ile kâğıt üzerindeki rakamlar arasındaki bu büyük uçurum kapatılmadığı, hal kayıt sistemleri ve fatura denetimleri baştan aşağı şeffaf hale getirilmediği sürece, vatandaş tezgâh başında yutkunmaya, çiftçi ise toprağına küsmeye devam edecek. Çözüm çok açık; tarladaki emeğin hakkını korurken, evrak üzerindeki bu suni pahalılığı ne pahasına olursa olsun bitirmek.