Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Çamurun Cevheri: Elmas ya da kömür ruhlu olmak
Allah, yeryüzünde bir halife yaratacağını ilan ettiği zaman saf itaatin nurundan yaratılmış olan melekler adeta itiraz edercesine ve hayretler içerisinde insanın yaratılmasının hikmetini merak edip sual ettiler. Allah ise “Yaratan, yarattığı şeyi bilmez mi”? diyerek şöyle cevap verdi: “Eyadem, ey insan! Onlara eşyanın bütün isimlerini söyle. İşte insanın sırrı burada gizliydi. İnsanın her şeyi yapabilmesi: İyi veya kötü, güzel veya çirkin, hayır ya da şer.
Göklerin derinliğinde bir yıldızın parıltısını taşıyan, ancak ayakları balçığa saplanmış garip bir yolcudur insan. Varlığımızın kumaşı, zıtlıkların kadim tezgahında dokunmuştur. Bir yanımızla “Ahsen-i Takvim”, yani en güzel kıvamda süzülmüş bir mucize; diğer yanımızla esfel-i safilin, yani aşağıların aşağısına meyilli bir uçurum…
İnsan, kainatın özeti olduğu kadar, çelişkilerinin de santral merkezi gibidir.
Ruhun derinliklerinde, maddeyi aşan bir nur gizlidir. Bir insanın, hiç tanımadığı birinin acısı için gözyaşı dökmesi, ekmeğini bölmesi veya bir karıncayı incitmemek için geri adım atması, bu dünyaya ait bir mantıkla açıklanamaz. Bu, içimizdeki o vicdani yankının, mutlak iyiliğin sesidir. İnsan, içindeki o kutsal çekirdeği beslediğinde: Kendi benliğinden vazgeçip başkası için “yok” olabilir; Zulmün ortasında bir merhamet adası kurabilir; Yaratılmış her zerrede Yaratıcı’nın izini görüp, toprağı bile kutsal bir emanet gibi öpebilir. Bu mertebede insan, maddesini yakıp ruhunu açığa çıkarır; iyilikte öyle bir genişler ki, kalbi bütün bir kainatı içine alacak kadar büyür.
Ancak madalyonun öteki yüzü, korkunç bir sessizlikle kararmıştır. İnsan, içindeki o hayvani iştahı ve kibri gemleyemediğinde, doğadaki hiçbir yırtıcının ulaşamayacağı bir yıkım sanatçısına dönüşür. Hayvan, sadece karnı acıktığında öldürür; oysa insan, sadece “fikri” uymadığı için, sadece “daha fazlasına” sahip olmak için veya sadece “güçlü” hissetmek için milyonları karanlığa gömebilir.
Kötülükte sınır tanımayan insan, aslında kendi içindeki boşluğu başkalarının hayatıyla doldurmaya çalışan bir kara deliktir. Şer, bir kez kalbin kapısından sızdı mı; vicdanın sesini susturmak için her seferinde daha büyük bir gürültü, daha büyük bir zulüm gerekir. Bu noktada insan, eşyadan daha cansız, kurttan daha saldırgan hale gelir.
Peki, biz kimiz? Melek miyiz, yoksa canavar mı?
Hakikat odur ki; insan ne sadece ışıktır, ne de sadece gölge.İnsan elmas veya kömür, altın ya da kurşun, inci-mercan ya da basit bir demir parçası olabilecek bir çamurdan yaratılmıştır.Biz, bu iki kutup arasında gidip gelen bir dar boğazdayız. İnsan olmanın sırrı, içimizdeki o canavarı öldürmekte değil, onu tanıyıp dizginleyebilmekte ve yüzümüzü ısrarla güneşe dönmekte saklıdır. Her sabah uyandığımızda, içimizde iki kurt savaşır: Biri şefkat ve umut, diğeri nefret ve hırs. Hangisi mi kazanır?
Kadim bilgeliğin dediği gibi: Hangisini daha çok beslersek, o kazanır.
Terbiye edilmemiş nefs, sınır tanımayan bir kötülük makinesidir. Mevlana, nefsi doymak bilmeyen bir ejderhaya benzetir. Eğer ona gem vurulmazsa,sadece başkasını değil, sonunda sahibini de yutar. Şer yolunda sınır tanımayan insan, aslında bu ejderhanın sırtına binmiş, uçuruma giden bir süvaridir.
İyiliğin ve güzelliğin kaynağı ise küllerinden doğan Anka’dır. İnsan, içindeki bencil arzuları yaktıkça bu kuş kanat çırpar. “Hayırlı” olmak, aslında özündeki o saf ışığa geri dönmektir.
Orta Çağ simyacıları sadece madenlerle uğraşmıyordu; onlar aslında insan ruhunun dönüşümünü arıyorlardı.
Simyacılara göre kurşun İnsanın ham, karanlık, kıskanç ve kötühalidir. Altın ise sabır, sevgi ve fedakarlıkla saflaşmış “İnsan-ı Kamil”dir. Simya öğretisine göre, içimizdeki kötülük (kurşun) yok edilemez; ancak dönüştürülebilir. Şerri hayra tebdil etmek, o karanlık enerjiyi alıp başkasına hizmet edecek bir ışığa çevirmek asıl ustalıktır.
İnsan, ne tam bir canavar ne de tam bir azizdir. Bizler, seçimlerimizin toplamıyız. Şer yolunda sınır tanımayan bir zalim olmak ne kadar mümkünse; karanlığın kalbinde bir kandil olup binlerce canı ısıtmak da o kadar mümkündür.