Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İnsanlığın tarihsel gelişim süreci içerisinde sergilemiş olduğu ortak çabanın ve bilimsel çalışmaların sonucu olarak ortaya çıkan uygarlık, bilim ve teknoloji büyük bir hızla değişmeye ve gelişmeye devam etmektedir.
Yaşanmakta olan bu değişim ve dönüşümün engellenmesi ne kadar doğru değilse bir o kadar da mümkün değildir.
Dolayısıyla geçmiş ve gelecek kuşak arasında arabulucu nesil sorumluluğuyla davranarak çocuklarımızı ve gelecek yeni nesli doğru çaba ve gayretle buluşturup teknolojiyi ve dijital dünyayı keşfetmelerine rehberlik etmeli ve dijital araçları doğru yöntemle ve amacına uygun kullanmalarını sağlamaya çalışmalıyız.
Geçmişin beş bin yıllık bilimsel ve kültürel birikiminin eğitim yoluyla yeni nesillere aktarılarak bilimsel çalışmaların, en mükemmel sonuçları ortaya çıkardığı bir zaman ve zeminde yaşamakta olan toplum, maddi ve teknolojik olarak zirveye tırmanırken maalesef aynı derecede büyüyen bir başka gerçeklikle daha yüz yüze kalmıştır: TOPLUMSAL DEJENERASYON
Değerlerin aşındığı, kültürel ve ahlaki çürümenin hızlandığı bu çağda, “Tek başıma ben neyi değiştirebilirim ki?” yanılgısı modern insanın en büyük esaretidir. Oysa tarih, insanlığın kaderini değiştiren her büyük dönüşümün, kalabalıkların değil, akıntıya karşı durma cesareti gösteren tek bir bireyin doğru çabasıyla başladığını haykırır.
Bu bireysel direnişin en köklü örneklerini felsefe tarihinde görürüz. Antik Çağ’ın yozlaşmış Atina toplumunda, herkes güç ve güçlünün peşinde koşarken Sokrates, tek başına sokaklara çıkmıştır. Toplumun cehaletine ve ahlaki çöküşüne karşı sadece soru sorarak, bireysel bir uyanışın fitilini ateşlemiştir. Filozoflar, kalabalıkların körlüğüne teslim olmayı reddeden bireysel aklın ilk kaleleri olmuştur.
İnsanlık tarihine yön veren en büyük bireysel çaba ve adanmışlık ise şüphesiz peygamberlerin mücadelesinde gizlidir. Toplumsal dejenerasyonun, adaletsizliğin ve ahlaki karanlığın zirve yaptığı dönemlerde, peygamberler tek bir kişi olarak ortaya çıkmışlardır. Yanlarında hiçbir ordu, arkalarında hiçbir maddi güç yokken, sadece taşıdıkları hakikat inancıyla koskoca bir çağı ve coğrafyayı dönüştürmüşlerdir. Onların mücadelesi, toplumsal çürümenin panzehirinin, bireyin içindeki sarsılmaz inanç ve ahlaki kararlılık olduğunu kanıtlamıştır.
Bugün ise yozlaşma ve çürüme artık tek bir yön ve kişiden değil adeta bir ordu düzeni ve gücüyle kolektif bir akıl, planlı bir sistem ve derinlikli bir paradigma ile gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu tahribata karşı koymak basit bir nasihat ile veya geçmişin yöntemleriyle olmayacaktır. Mesela çocukların sanal oyunlardan uzaklaştırılması evimize internet ve bilgisayar koymamakla çözülecek bir problem değildir. Öncelikle belirtmek gerekir ki çocukların bu zamanda gördükleri teknolojik harikalardan uzaklaştırılması ne doğru ve ne de mümkündür. Çünkü çocuklardan uzaklaştırmaya çalıştığımız şey milyarlarca dolar harcanarak ortaya konmuş bir teknoloji harikasıdır. Böyle harika bir silaha karşı onun gibi harika bir silahla karşılık vermek gerekir. Dolayısıyla büyük masraflar harcanarak yapılmış bir dijital oyunun yerine çocuğa “gel seninle bu hikayeyi okuyalım veya şu oyunu oynayalım” demenin çocuğun dünyasında hiçbir karşılığı olmayacaktır. Bunun yerine çocuğun hikayeyi dijital ortama aktarıp yapay zeka destekli bir içerik oluşturması sağlanırsa çocuk hem dijital ortama olan ilgisini doğru bir şekilde kullanmış olacak hem de hikayenin vermek istediği mesajı yaparak yaşayarak öğrenmiş olacaktır.
Toplumsal dönüşüm, dışarıda bir yerlerde başlayacak bir mucize değildir. Dönüşüm dediğimiz devrim tek bir bireyin fitili ateşlemesi gibi sarsılmaz bir irade ve sağlam bir niyet ile başlayacaktır. Yeter ki insan buna niyet etsin ve bu niyeti doğrultusunda çaba ve gayret sarf etsin. Görecektir ki tek bir iyilik nasıl yayılıyor ve nasıl değişime öncülük ediyor.
Tek başına bir birey doğru yer ve zamanda doğru yöntemleri kullanarak tüm toplumu değiştirip dönüştürecek bir gizil güce sahiptir. Bu güç şöyle tarif edebilir: Bir insan bir işe kalkıştığı zaman kendi içerisinde ben bu işi yapabilir miyim yapamaz mıyım diye muhasebe yaptığında eğer yapamam diyorsa gerçekten o işi yapamayacaktır. Ancak eğer ben bu işi yaparım derse gerçekten o işi yapabilecektir.
Hamiyet ve gayret odur ki engellerin şiddeti arttıkça gayret ve çabanın şiddetinin derecesinin de bir o kadar hatta daha fazla arttırılmasıdır.