Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Klinikte en sık karşılaştığım cümlelerden biri şudur:
“Çok yoruldum ama neden bu kadar yorulduğumu bilmiyorum.”
İlk bakışta bu yorgunluk yoğun iş temposuna, ekonomik kaygılara ya da günlük yaşamın koşuşturmasına bağlanabilir. Oysa bazen asıl yorgunluk, yıllardır sessizce taşınan görünmez yüklerden kaynaklanır.
Psikoloji bize şunu gösterir: İnsan yalnızca kendi yaşadıklarını değil, zaman zaman çocuklukta üstlendiği rollerin yükünü de yetişkinliğe taşır. Aile içinde “Sen güçlüsün.”, “Kardeşlerine sen bak.”, “Anneni üzme.”, “Babanı kızdırma.” gibi iyi niyetle söylenmiş cümleler, bazı çocuklar için erken yaşta sorumluluk alma biçimine dönüşebilir.
Bu çocuklar büyüdüklerinde herkesi mutlu etmeye çalışan, sınır koymakta zorlanan, “hayır” dediğinde suçluluk hisseden yetişkinler olabilirler. Çünkü yıllarca taşıdıkları yükün kendilerine ait olup olmadığını sorgulama fırsatı bulamamışlardır.
Terapi odasında sık sık şu soruyu sorarım:
“Bu yük gerçekten sana mı ait, yoksa bir gün fark etmeden omuzlarına mı bırakıldı?”
Bu soru, çoğu zaman uzun bir sessizliğin kapısını aralar. Çünkü insan bazen kendi hayatını değil, ailesinin kaygılarını, beklentilerini ya da yıllar önce üstlendiği bir rolü yaşamaktadır.
Elbette sorumluluk almak, fedakârlık yapmak ve sevdiklerimize destek olmak kıymetlidir. Ancak psikolojik sağlığımız için önemli olan, destek olmak ile kendimizi ihmal etmek arasındaki çizgiyi fark edebilmektir. Sürekli başkalarının yükünü taşıyan kişi, bir süre sonra kendi ihtiyaçlarını duyamaz hâle gelebilir.
Belki de bugün kendinize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
“Taşıdığım bu yük bana mı ait, yoksa yıllar önce bana emanet edildiği için mi hâlâ omuzlarımda?”
Bazen iyileşmek, daha fazlasını yüklenmek değildir. İyileşmek; hangisinin bize ait olduğunu, hangisinin olmadığını fark edebilmektir. Çünkü insan, kendine ait olmayan yükleri bıraktığında yalnızca hafiflemez; kendi yaşamına da yeniden yer açar.