Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir tuhaf zamanın içindeyiz.
Herkes iyi görünüyor… ama kimse gerçekten iyi değil.
Sosyal medyada dolaşırken gözünüze çarpan o hayatlara bakın:
Gülen yüzler, kusursuz tatiller, sevgi dolu ilişkiler, başarı hikayeleri…
Her şey yerli yerinde gibi.
Her şey “olması gerektiği gibi.”
Peki ya perde arkasında ne var?
Çoğu insan artık hissettiğini değil, görünmesini istediğini yaşıyor.
Mutlu değil ama mutlu gibi paylaşıyor.
Yorgun ama güçlü görünmeye devam ediyor.
Kırılmış ama “ben iyiyim” demeyi öğrenmiş.
Çünkü bu çağda “iyi olmak” değil, “iyi görünmek” ödüllendiriliyor.
Bir fotoğrafın altına gelen yüzlerce beğeni, bir insanın içindeki boşluğu doldurmaya yetmiyor.
Ama o anlık illüzyon…
“Ben de iyiyim” hissini kısa süreliğine veriyor.
Sonra?
Telefon kapanıyor.
Kalabalık dağılıyor.
Ve insan yine kendiyle baş başa kalıyor.
İşte asıl hikâye orada başlıyor.
Kimse artık kolay kolay şunu diyemiyor: “Ben iyi değilim.”
Çünkü zayıf görünmekten korkuyor.
Çünkü anlaşılmamaktan yorulmuş.
Çünkü bir zamanlar anlattığında kimse gerçekten dinlememiş.
O yüzden susuyor.
Ve suskunluk zamanla bir karaktere dönüşüyor.
En tehlikelisi de şu:
İnsan bir süre sonra kendi duygusuna yabancılaşıyor.
Gerçekten üzgün mü, yoksa sadece yorgun mu?
Seviyor mu, yoksa alışmış mı?
Mutlu mu, yoksa rol mü yapıyor?
Bilmiyor.
Çünkü sürekli “iyi görünmeye” çalışan biri, bir noktadan sonra “iyi hissetmenin” ne demek olduğunu unutuyor.
Belki de bu yüzden bu kadar kalabalık içinde bu kadar yalnızız.
Herkes birbirini görüyor… ama kimse kimseyi gerçekten görmüyor.
Şunu kabul etmek gerekiyor: İyi görünmek iyileştirmez. Ama iyi hissetmek… iyileştirir.
Ve iyi hissetmek, kusursuz olmaktan değil, gerçek olmaktan geçer.
Bazen “iyi değilim” diyebilmek, insanın kendine verebileceği en büyük şefkattir. Çünkü insan, kendine dürüst olduğu yerden iyileşmeye başlar.
Belki de bu hafta, birilerine iyi göründüğün kadar kendine iyi olmayı denersin.