Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…
İnsan, canlı bir varlık olarak hayatını sürdürebilmek için beslenmek zorundadır. Rabbimiz; baldan süte, etten tahıla, meyve ve sebzeye kadar sayısız nimeti yaratmış ve istifademize sunmuştur. Bize düşen ise bu nimetlerin kıymetini bilmek ve şükretmektir. Çünkü şükreden kul kazanır, nankörlük eden ise hüsrana uğrar.
Kur’an-ı Kerim’de, Hz. İbrahim’in diliyle ifade edilen şu ayet, bu gerçeği en güzel şekilde ortaya koymaktadır: “Beni yediren ve içiren O’dur. Hastalandığımda bana şifa veren de O’dur.” (Şuarâ, 26/79-80)
Bu ayet, bizi yaratan ve sayısız nimetler bahşeden Yüce Allah’a karşı nasıl bir şükran bilinci içinde olmamız gerektiğini açıkça göstermektedir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) de bu konuda şöyle buyurur: “Yemek yiyip Allah’a şükreden kimse, sevap bakımından oruç tutarak sabreden kimse gibidir.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 43)
Ne büyük bir mükâfat! İnsan hem karnını doyurmakta hem de şükrederek oruç tutan bir kimsenin sevabına erişmektedir. Akıl sahibi bir insan, böylesine büyük bir fırsatı elbette kaçırmaz. Şükür, sadece dilde kalan bir ifade değil; kalpte hissedilen ve hayata yansıyan bir bilinçtir.
Şükretmenin ilk şartı, nimetin farkına varmak ve o nimeti vereni tanımaktır. Bu bilinçle, Peygamber Efendimiz’in yaptığı gibi her nimetten sonra hamd etmek gerekir. Aynı zamanda sofralarımızı sadece bir ihtiyaç giderme aracı değil; gönülleri birleştiren bir vesile olarak görmek önemlidir. Davetlerde bulunmak, davetlere icabet etmek, sıla-i rahim bağlarını güçlendirmek ve zaman zaman komşularla paylaşmak, şükrün hayata yansıyan güzel örneklerindendir.
Önemli olan; yediğimiz her lokmayı, sahip olduğumuz her nimeti, Allah’a olan imanımızı ve bağlılığımızı artıran bir vesile kılabilmektir.
Rabbim, bizleri nimetin kıymetini bilen ve şükreden kullarından eylesin. Duamız ve temennimiz her zaman bu yönde ve bu istikamettedir.