TOPLUMUN YOZLAŞTIĞININ EN AÇIK DELİLİ: BAKIM EVLERİ

Bir ülkede vicdanın nabzını ölçmek istiyorsanız, en güçlülerin değil, kendini savunamayanların nasıl yaşadığına bakın.

Yayınlama: 28.06.2026 09:50:37
6
A+
A-
Uzaklardan Farklı Bir Bakış, Birkaç Görüş…

Çünkü bir toplumun gerçek aynası makam odaları değil; bakım evleridir.

Bir toplumun medeniyet seviyesini ölçmek için gökdelenlerine, otoyollarına ya da ekonomik rakamlarına bakılmaz. Gerçek ölçü, kendini savunamayan insanlara nasıl davrandığıdır.

Çocuklarına…

Yaşlılarına…

Engellilerine…

Hastalarına…

Ve başkasının vicdanına emanet edilmiş insanlara…

Bugün Batman’da ortaya çıkan iddialar karşısında insanın aklına ilk gelen şey öfke değil, dehşet oluyor.

Çünkü anlatılanlar sıradan bir ihmalin, basit bir disiplin soruşturmasının ya da yönetim zafiyetinin çok ötesinde.

İddialar çok vahim ve korkunç. Yayın yasağı olduğu için yazamıyoruz.

Galiba daha korkunç olan şey, bu iddiaların kendisinden çok toplumun verdiği tepki… Ya da vermediği tepki.

Çünkü ortada günlerce konuşulması gereken bir insanlık meselesi varken, ülke birkaç saatlik sosyal medya öfkesiyle yetiniyor. Sonra herkes hayatına dönüyor.

Birileri televizyon programlarında bağırıyor.

Birileri sosyal medyada birkaç paylaşım yapıyor.

Sonra yeni gündem geliyor.

Ve unutuyoruz.

Oysa unutulan şey bir haber değil; bir insanın hayatı, onuru ve maruz kaldığı acı.

Burada şu soruyu sormak gerekiyor:

Bu olay İstanbul’da yaşansaydı ne olurdu?

Ya da Ankara’da…

Ya da ülkenin en zengin ilçelerinden birinde…

Günlerce televizyon ekranlarında uzmanlar konuşur muydu?

Bakanlıklardan peş peşe açıklamalar gelir miydi?

Gazeteler manşetlerini buna ayırır mıydı?

Siyasetçiler birbirleriyle yarışarak tepki gösterir miydi?

Muhtemelen evet.

Ama söz konusu Batman olunca, üstelik mağdurlar da kendilerini ifade etmekte zorlanan engelli ve bakıma muhtaç bireyler olunca, toplumun refleksleri nedense daha yavaş çalışıyor.

Bu durumun kendisi bile başlı başına bir utanç vesikasıdır.

Çünkü insan hakları coğrafyaya göre değişmez.

Vicdanın doğusu batısı olmaz.

İşkencenin şehri olmaz.

Acının posta kodu olmaz.

Bir insanın gördüğü zulüm İstanbul’da yaşandığında ne kadar önemliyse, Batman’da yaşandığında da o kadar önemlidir.

Belki daha da önemlidir.

Çünkü bu insanların büyük bölümü kendilerini savunabilecek durumda değil.

Bir televizyon kanalına bağlanamazlar.

Bir basın açıklaması yapamazlar.

Bir gazeteye demeç veremezler.

Bir sosyal medya hesabından yaşadıklarını anlatamazlar.

Onların sesi olmak zorunda olanlar ise çoğu zaman sessiz kalıyor.

İşte asıl trajedi burada başlıyor.

Bir bakım merkezinin varlık nedeni korumaktır, şefkat göstermektir, güven vermektir.

Ailelerin gözleri arkada kalmasın diye hizmet sunmaktır.

Fakat eğer ortaya atılan sözü edilen iddialar doğruysa, burada bakım hizmeti değil, insanlık onurunun sistemli biçimde yok edilmesi söz konusudur.

Peki denetimler neredeydi?

Bu insanlar yıllardır burada kalıyorsa, bu yaralar nasıl fark edilmedi?

Bu iddialar neden daha önce ortaya çıkmadı?

Devletin sağladığı kaynaklarla faaliyet gösteren bir kurumda bu kadar ağır iddialar konuşuluyorsa, sorumluluk yalnızca birkaç çalışanın omuzlarına yüklenemez.

Denetim mekanizmalarının da, ilgili kurumların da sorgulanması gerekir.

Çünkü kötü insanlar her yerde olabilir.

Ama kötü insanların uzun süre hesap vermeden hareket edebilmesi, denetimsizliğin sonucudur.

Bugün herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:

Orada yatan kişi benim kardeşim olsaydı ne hissederdim?

Benim çocuğum olsaydı?

Benim annem ya da babam olsaydı?

İşte vicdan tam da burada başlar.

Kendimizi mağdurun yerine koyabildiğimiz kadar insanız.

Çünkü insan hakları yalnızca güçlülerin hakkını savunmak değildir.

Asıl mesele, sesi çıkmayanların hakkını savunabilmektir.

Bugün Batman’da ortaya çıkan bu iddialar yalnızca bir bakım merkezini ilgilendirmiyor.

Bu olay hepimize bir ayna tutuyor.

O aynada şunu görüyoruz:

Bir toplum, kendini savunamayan insanların yaşadığı acılar karşısında ne kadar sessiz kalıyorsa, aslında kendi insanlığından da o kadar uzaklaşıyor.

Bu insanların maaşlarıyla, devletin sağladığı ödeneklerle ayakta duran bir kurumda böylesine vahşi iddialar ortaya çıkıyorsa, mesele artık birkaç kişinin suçu olmaktan çıkar.

O zaman soru şudur:

İlgili kurum ve yetkililer şimdiye kadar neredeydi?

Denetleyenler neredeydi?

Görenler neden görmedi?

Duyanlar neden duymadı?

Belki de en acı gerçek şu:

Bu ülkede bazı insanların canı, bazı insanların haberi kadar değer görüyor.

Ve eğer bu yaşananlar doğruysa, burada sadece bakıma muhtaç insanlar değil; vicdan da ağır işkence görmüş demektir.

Burada kötü muamele gören yalnızca bakıma muhtaç insanlar değildir; aynı zamanda vicdandır, adalettir, insanlıktır.

Bu yüzden mesele birkaç haber başlığıyla geçiştirilemez.

Çünkü bazı olaylar sadece soruşturulmayı değil, toplumun hafızasına kazınmayı hak eder.

Ve bu da onlardan biridir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.