Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Geçen hafta terapi odasında Danışanım X., uzun bir sessizliğin ardından bana doğru eğildi ve şöyle dedi: “Hocam, her şey o kadar yolunda ki… Muhtemelen haftaya felaket bir şey olacak.”
Tam o an, odadaki havanın ağırlaştığını hissettim. Çünkü X., sadece kendi zihninin kıvrımlarından konuşmuyordu. O an; sabah otobüste yan yana durduğunuz, kahve sırasındaki, ofisteki, evdeki yüz binlerce insanın ortak komut dosyasını okuyordu.
Bizler, mutlu olmaktan korkan bir toplumun çocuklarıyız. Bir şeye çok güldüğümüzde “Neyse, çok güldük, başımıza bir şey gelecek” diye tövbe eder gibi parmağını ısıran annelerin kucağında büyüdük. Huzuru bir durum değil, bir “fırtına öncesi sessizlik” olarak algılamayı öğrendik.
Peki, ruhumuz neden her an patlamaya hazır bir bomba gibi tetikte bekliyor?
Sosyal medyayı açın. Herkes kusursuz hayatlar, parlak başarılar, sürekli “iyi hissetme” tiratları satıyor. Bize sürekli bir şeyleri iyileştirmemiz, kendimizin “en iyi versiyonu” olmamız söyleniyor. Ancak kliniğin kapısı kapandığında ve o parlak ışıklar söndüğünde masaya yatırılan gerçek bambaşka: Aşırı Uyarılmışlık Yorgunluğu.
Zihnimiz, her an gelecek bir tehlikeye karşı kendinizi koruma çabasıyla o kadar uzun süre yüksek voltajda çalıştırıldı ki, artık “sakinlik” hissini tehlike olarak kodluyor. Bir balona toplu iğne batırılmasını beklemek, patlama anından daha çok yıpratır. Bizler patlamaktan değil, sürekli o iğneyi beklemekten tükendik. Birbirimizin gözünün içine bakarken bile gardımızı düşürmüyoruz; çünkü kırılganlığımızı göstermeyi “zayıflık” sanıyoruz.
Oysa gerçek güç, hiç kırılmamak değildir.
Porselen bir vazoyu yere düşürdüğünüzde parçalanır. Ama Japonların Kintsugi adını verdiği bir sanat vardır: Kırılan seramikleri altın tozuyla karıştırılmış bir reçineyle tekrar yapıştırırlar. Obje eskisi gibi olmaz; kırık hatları parıltılı altın çizgilerle dolar. Artık daha değerlidir, çünkü bir yaşanmışlığı, bir hikayesi vardır.
Bizler kırıklarımızı gizlemek için kusursuzluk zırhları giydikçe yalnızlaşıyoruz. “Ben çok güçlüyüm” maskesinin arkasında kan kaybediyoruz.
Bugün size bir psikolog olarak değil, sizinle aynı gökyüzünün altında kaygılanan bir insan olarak teklifim var: Zırhlarınızı bir kenara bırakın. “İyiyim” derken sesinizin titremesine izin verin. Hayatın her anını kontrol edemeyeceğinizi, bazı şeylerin bozulacağını ve bunun sizin yetersizliğiniz olmadığını kabul edin.
Bırakın o balon patlayacaksa patlasın. İnanın, gürültüsü zihninizde kurduğunuz o felaket senaryolarından çok daha hafif kalacak. Ve en önemlisi: Kırıldığınız yerlerden altın saçarak rekonstrükte olmayı öğreneceksiniz.
Kendinize bugün bir iyilik yapın ve sadece durun. Tehlikede değilsiniz. Şu an, tam da burada, sadece hayattasınız.