Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir parkta…
Henüz 14 ve 16 yaşındaki üç çocuk.
Konu ne?
İddiaya göre bir erkek arkadaş.
Sonuç?
Bıçaklar çekiliyor.
İki çocuk yaralanıyor.
Bir diğeri kendi elini kesiyor.
Asıl soru şu: Bir çocuk evden neden bıçak alıp çıkar?
Biz çoğu zaman sonucu konuşuyoruz.
Kavgayı…
Suçu…
Polisi…
Hastaneyi…
Oysa hiçbir çocuk bir sabah uyandığında “Bugün birini bıçaklayayım.” diye güne başlamaz.
Şiddet, çoğu zaman yıllarca biriken öfkenin, ihmalin, sevgisizliğin, değersizlik hissinin ve öğrenilmiş davranışların dışa vurumudur.
Bugünün gençleri öfkelerini yönetemiyor.
Hayal kırıklığına tahammül edemiyor.
Reddedilmeyi felaket olarak görüyor.
Bir tartışmayı konuşarak bitirmek yerine güç gösterisine dönüştürüyor.
Burada yalnızca çocukları suçlamak kolaydır.
Asıl zor olan ise şu soruyu sormaktır:
Biz yetişkinler onlara ne öğrettik?
Evde gördükleri iletişim dili neydi?
Sorun çözmeyi kimden öğrendiler?
Duygularını ifade etmelerine izin verildi mi?
Yoksa “Sus, büyüyünce geçer.” denilerek mi büyütüldüler?
Bugün parkta yaşanan kavga aslında yıllardır ihmal edilen ruh sağlığının sessiz çığlığıdır.
Her bıçak darbesinden önce duyulmayan bir yardım çığlığı vardır.
Belki de artık “Bu çocuk neden böyle oldu?” demek yerine, “Bu çocuk böyle olmadan önce neler yaşadı?” diye sormanın zamanı gelmiştir.
Çünkü çocuklarımızı yalnızca okullarda değil; evde, sokakta, sosyal medyada ve yetişkinlerin davranışlarında da yetiştiriyoruz.
Ve unutmayalım…
Çocuklar söylediklerimizi değil, yaşattıklarımızı öğrenir.