Zihnin elinden bırakamadığı dümen

Gece yatağınıza uzandığınızı düşünün.

Yayınlama: 18.10.2026 13:08:59
9
A+
A-

Beden yorgun, göz kapakları ağır – ama zihin hâlâ çalışıyor. Bir konuşmayı tekrar tekrar gözden geçiriyor, “acaba öyle mi demeliydim” diye, ya da henüz gerçekleşmemiş bir yarını baştan sona kuruyor, olası her ihtimali tek tek deniyor. Uyku gelmiyor çünkü zihin, bir şeyi bırakmaya cesaret edemiyor. Aşırı düşünme böyle bir şeydir: dinlenmek isteyen bir bedenin üzerinde, durmayı bilmeyen bir zihnin nöbeti.

Çoğumuz bunu “dikkatli olmak” ya da “sorumlu davranmak” sanırız. “Her ihtimali düşünmezsem, bir şey ters giderse ne olacak?” deriz kendimize. Oysa aşırı düşünme, dikkatten çok bir kontrol çabasıdır – ve ironik olan şu ki, kontrol edemediğimiz şeyi, zihinle kontrol edebileceğimize dair bir yanılsamadır. Belirsizlik karşısında bedenimiz çaresiz hissettiğinde, zihin devreye girer: “Düşünmeye devam edersem, belki felaketi önceden görebilirim.” Peki hiç düşündünüz mü, bu kadar çok düşünmek, sizi gerçekten daha mı güvende hissettiriyor, yoksa sadece daha mı yorgun bırakıyor?

Bedeninize bakın bir an. Zihniniz dönerken, çeneniz nerede? Omuzlarınız? Çoğu zaman aşırı düşünme, bedende sessiz bir gerginlik olarak yaşar – sıkılı bir çene, kasılı bir mide, sığ bir nefes. Çünkü düşünce aslında hiç durmuyor, sadece beden de onunla birlikte tetikte kalıyor. Zihin “çözüyorum” sanırken, beden aslında “tehlikedeyim” sinyali almaya devam ediyor. Elinizi karnınıza koyup, derin bir nefes alabilir misiniz şimdi? Zihniniz dönmeye devam etse bile, bedeninize bir anlığına “şu an güvendesin” diyebilir misiniz?

Aşırı düşünmenin en sinsi yanı, bize bir çözüme yaklaştığımızı hissettirmesidir. Oysa çoğu zaman, aynı düşünceyi farklı kelimelerle tekrar tekrar dönmekten başka bir şey yapmıyoruzdur. Sanki bir dümenin başında oturup, teknenin hiç hareket etmediği bir denizde durmadan dümeni çeviriyoruz. Hareket var gibi hissediyoruz ama aslında aynı yerde kalıyoruz. Peki bu düşünce sizi bir yere mi götürüyor, yoksa sadece sizi yerinizde mi tutuyor?

Buradaki asıl soru belki şudur: Zihniniz neyi kontrol etmeye çalışıyor? Çoğu zaman overthinking’in altında, çok daha eski bir korku yatar – belirsizliğe tahammül edememe, ya da bir zamanlar “hazırlıksız yakalanmanın” çok ağır bir bedeli olmuş olması. Belki bir zamanlar, bir şeyi önceden göremediğiniz için incindiniz. Zihin o günden beri, bir daha öyle şaşırmamak için nöbet tutuyor olabilir. Peki o nöbetçiye, “artık o kadar tetikte olmana gerek yok” diyebilir misiniz?

Şefkat burada, düşünceyi susturmaya çalışmak değildir – çünkü onu susturmaya çalışmak bile, zihinle başka bir mücadeleye girmek demektir. Şefkat, düşünceye “seni duyuyorum, beni korumaya çalıştığını biliyorum” diyebilmek, sonra da nazikçe bedene dönmektir. Çünkü zihin dönerken, beden genellikle orada, şimdi’de kalmayı bekler.

Belki de aşırı düşünmenin bize öğrettiği en derin şey şudur: bazı şeyler düşünülerek değil, yaşanarak, hissedilerek, bazen de sadece bırakılarak çözülür.

Şu an zihninizde dönüp duran bir düşünce var mı – ve ona, çözmeye çalışmadan, sadece “seni görüyorum” diyebilir misiniz?

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.