BİR MEVSİM OLMAK

Sabahları uyandığınızda, dinlenmiş değil de sanki hiç uyumamış gibi hissettiğiniz o anı bilir misiniz?

Yayınlama: 27.09.2026 13:07:25
6
A+
A-

Yorgan üzerinizde, oda sessiz, saat çalışmaya gitme vaktini söylüyor, ama bedeniniz hala dünden, geçen haftadan, belki geçen yıldan kalma bir ağırlığı taşıyor. Psikoloji literatüründe buna “tükenmişlik sendromu” denir; ama isimlendirmek, onu hissetmekten çok daha kolaydır. Çünkü tükenmişlik gürültüyle gelmez. Sinsice, gün be gün birikerek gelir. Bir gün fark edersiniz ki, eskiden sizi heyecanlandıran şeyler artık sadece birer “yapılacaklar listesi” maddesi.

Zihnimiz tükenmişliği de tıpkı yalnızlık gibi bir eksiklik, bir dayanıksızlık olarak yorumlamaya meyillidir. “Herkes çalışıyor, neden ben bu kadar yoruluyorum?” diye sorarız kendimize, sanki yorgunluk bir karakter zayıflığıymış gibi. Oysa klinik gözlemler bize başka bir şey söyler: tükenmişlik bir kusur değil, uzun süre karşılıksız akan bir musluğun sonunda kurumasıdır. Duygusal kaynaklarımız  tıpkı bedensel enerjimiz gibi sınırlıdır ve düzenli olarak yenilenmeye ihtiyaç duyar. Peki neden kendimizden sonsuz vermemizi bekleriz?

Bedeninize bir bakın şimdi. Omuzlarınız nerede duruyor? Tükenmişlik yalnızca zihinsel bir durum değildir; bedende de karşılık bulur. Çoğu tükenmiş beden, sanki görünmez bir yükü taşırcasına içe doğru kapanır, göğüs kafesi sıkışır, nefes sığlaşır. Bu, sinir sisteminin uzun süreli bir “tetikte olma” hâlinden başka bir şey değildir, bedeniniz aylardır, belki yıllardır “yetişmeye”, “yetmeye”, “hazır olmaya” çalışıyor. Elinizi göğsünüze koyup, sadece birkaç saniye, hiçbir şey yapmadan orada durabilir misiniz? Ne beklenti, ne görev sadece dokunuş ve bedeninize gönderdiğiniz sessiz bir güvenlik sinyali.

Tükenmişliğin en aldatıcı yanı, bize dinlenmeyi de bir “başarısızlık” gibi hissettirmesidir. Sanki durmak, geride kalmaksa. Ama düşünün: toprağı yıl boyunca eken bir çiftçi, kışın toprağı dinlendirmezse, bir sonraki hasat hiç olmaz. Bu, tarımda “nadasa bırakma” olarak bilinir verimliliğin bir parçası, karşıtı değil. Siz de bir mevsimsiniz belki şu an üretmek için değil, sadece var olmak için izin verilmesi gereken bir mevsim.

Peki tükenmişliğinizin sesi neye benziyor? Belki de o ses, size hep “yeterince değilsin, daha çok çalışmalısın” diyen eski bir sestir bir yerde, bir zamanda öğrenilmiş bir inanç, artık otomatik hale gelmiş bir iç eleştirmen. O sesin kim olduğunu, ne zaman içinize yerleştiğini hiç sordunuz mu kendinize? Şefkat, o sesi susturmak değil, ona “seni duyuyorum ama artık sana göre yaşamıyorum” diyebilmektir.

Belki de en zor olanı şudur: tükenmişlik anında, kendimize en çok ihtiyaç duyduğumuz şefkati göstermek yerine, kendimizi daha da zorlamaya çalışırız. Sanki yorgunluğun çaresi daha fazla yorulmakmış gibi. Oysa iyileşme, çoğu zaman “daha fazla yapmak”tan değil, “biraz daha az beklemek”ten geçer. Bazen tek gereken, bir an durup şunu söylemektir: “Bu kadarı da yeter.”

Belki de tükenmişliğin bize öğrettiği şey şudur: değer, ne kadar verdiğimizle değil, ne kadar var olabildiğimizle ölçülür.

Şu an, kendinize bugün “yeter” deme izni verebilir misiniz?

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.