Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Terapi odasında sık duyduğum bir cümle var: “Aslında kötü bir hayatım yok, ama…” Ardından genellikle bir telefon ekranı gelir. Bir arkadaşın terfisi, bir tanıdığın tatil karesi, hiç tanımadığımız birinin sabah beşte koşusu.
Kimseye kızgın değildir danışanım, çoğu zaman karşısındakine içtenlikle sevinmiştir de. Yine de içinde ince bir sızı kalır: Ben neredeyim?
Psikoloji bu soruyu epey eskiden tanır. Leon Festinger 1954’te, insanların kendi değerini ölçmek için başkalarına baktığını anlattı. Yani karşılaştırma bir karakter zaafı değil, çok eski bir insani refleks. Ama bu refleks, tanıdığımız yirmi otuz kişilik bir çevre için kurulmuştu. Bugün her gün yüzlerce hayatı, üstelik hepsinin en parlak anında izliyoruz. Eski bir sezgi, hazırlıksız olduğu bir kalabalığın karşısında yoruluyor.
Burada adil olmayan bir tartı kuruluyor. Başkalarının hayatını vitrinden görüyoruz: ışığı ayarlanmış, en güzel parçalar öne konmuş. Kendi hayatımızı ise mutfak masasından biliriz: faturalar, yarım kalan işler, söylenmemiş cümleler. Kendi kulisimizi başkasının sahnesiyle kıyaslıyoruz ve sonuç, tahmin edilebileceği gibi, hep kendi aleyhimize çıkıyor. Araştırmalar da sosyal medyada pasif gezinmenin, yani yalnızca izlemenin, kendini yetersiz hissetmekle ilişkili olabildiğini gösteriyor. Etki herkeste aynı değil, ama sezgimizi doğruluyor.
Yine de karşılaştırmayı tümüyle düşman ilan etmek istemem. Gözümüzün neye takıldığı, bize kendimizle ilgili bir şey söyler. Bazen o sızı, “Ben de daha çok dinlenmek istiyorum” ya da “Ben de yazmayı çok özlemiştim” demenin dolambaçlı yoludur. Kıskançlık hoş bir duygu değil, ama bazen kalbin kendi pusulasını gösterme biçimi. Önemli olan, pencerenin ne zaman aynaya dönüştüğünü fark etmek. Dışarı bakmak yerine camdaki yansımamızı başkalarının ışığında eksik bulmaya başladığımız an, kendimize haksızlık etmeye başlıyoruz.
Peki ne yapmalı? Size bir reçete yazmayacağım. Ama kendimize sorabileceğimiz birkaç soru var:
Son baktığımda gözüm tam olarak neye takıldı? Bir başarıya mı, bir huzura mı, bir özgürlüğe mi? O şeyin altında aslında ben ne arıyorum? Kendi hayatımın hangi kısmı hiç fotoğraflanmadı ama bana çok şey öğretti? Bir dosta göstereceğim nezaketin yarısını bugün kendime gösterebilir miyim?
Cevapların doğru olması gerekmiyor, dürüst olması yeter. Çünkü masanızda da güzel şeyler var. Sabahki ilk yudumun sıcaklığı, kimsenin bilmediği küçük bir cesaret, bir kez daha denemek için kalkmanız. Sadece görüntülenmedikleri için görünmüyorlar.
Bu akşam telefonu eline alırsan, bir an dur ve kendine sor: Şu an neye bakıyorum, ve bakarken kendimi küçültüyor muyum? Bazen değişim, sadece bu kadar küçük bir farkındalıkla başlar.