Sevgi Neydi? Kalbin İsteği mi, ruhun güveni mi?

Danışanlarımdan biri bir gün şöyle demişti: “Onu çok seviyorum, ama bazen sevdiğim şeyin kendisi mi, yoksa beni bir gün seçecek olması mı olduğunu bilmiyorum.” Bu cümle, aslında çoğumuzun bir yerinde sakladığı bir itiraftır.

Yayınlama: 25.10.2026 14:00:56
8
A+
A-

İnsan, kendisini en çok heyecanlandıran kişiye en çok bağlandığını sanır. Bir mesajı bekler, bir bakışı anlamlandırır, bir gün değişeceğine inanır. Bekledikçe umut eder, umut ettikçe bağlanır ve bağlandıkça, sevilip sevilmediğini sormayı unutur. Oysa soru çoktan oradadır, sessizce bekler: Ben bu ilişkide seviliyor muyum, yoksa sevilmeyi mi bekliyorum?

Türk sinemasının unutulmaz filmi Selvi Boylum Al Yazmalım, bu soruyu yıllardır yeniden sordurur. Türkan Şoray’ın canlandırdığı Asya, Kadir İnanır’ın hayat verdiği İlyas’a âşıktır – İlyas, tutkunun ve özlemin karşılığıdır. Ahmet Mekin’in canlandırdığı Cemşit ise sevgisini gündelik hayatın içinde, sorumluluk alarak ve emek vererek gösterir. Bir tarafta kalbin çağrısı, diğer tarafta güven duyabileceği bir hayat vardır. Asya’nın hikâyesi bizi asıl soruyla yüzleştirir: Birini çok sevmek, onunla mutlu olmaya yeter mi?

Erich Fromm, Sevme Sanatı’nda sevgiyi yalnızca bir duygu değil, emek verilmesi gereken bir sanat olarak ele alır. Olgun sevginin temelinde ilgi, sorumluluk, saygı ve karşısındaki insanı gerçekten tanımak vardır. Çünkü sevmek, ne hissettiğimiz değil, o duyguyla nasıl davrandığımızdır. Aşk bizi birine yaklaştırabilir; ama yakınlığı sürdürülebilir bir ilişkiye dönüştüren, karşılıklı çabadır.

Peki neden bazen, bizi heyecanlandıran kişiden vazgeçemezken, bize güven veren ilişkilerde aynı yoğunluğu ararız? Çünkü belirsizlik, tuhaf bir biçimde bağlar. İnsan, karşısındakinin bugün sunduğu sevgiden çok, bir gün sunacağına inandığı sevgiye tutunur. Yaşanan ilişkiyle hayal edilen ilişki iç içe geçer. Belki de insan, bir kişiyi kaybetmekten çok, bir gün onun tarafından gerçekten seçilme ihtimalini kaybetmekten korkar.

Ama emek de tek başına sevginin bütününü açıklamaz. Birinin bizim için yaptıkları, ona âşık olmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Minnet, romantik aşk değildir; fedakârlık, sağlıklı bir ilişkinin garantisi değildir. Sevgi borçluluk değildir – özgürce yapılan bir seçimdir.

Aşk ile emek birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısıdır: aşk yakınlığı doğurur, emek bu yakınlığı davranışa dönüştürür. Saygı ve karşılıklılık ise iki insanın, ilişki içinde kendini kaybetmeden var olabilmesinin tek yoludur. Sevilmek, hiç incinmemek değildir; önemli olan kırgınlık anında birbirini dinleyebilmek, hatanın sorumluluğunu alabilmek, güveni yeniden kurmaya istekli olmaktır – çünkü güven, güzel sözlerle değil, zamanla tekrarlanan tutarlı davranışlarla inşa edilir.

Selvi Boylum Al Yazmalım bize sevginin emek istediğini hatırlatır. Ama belki asıl mesele, aşk ile emekten birini seçmek değil; duygularımızla davranışlarımızın aynı yerde buluşup buluşmadığını görebilmektir.

Kendimize sormamız gereken tek soru belki şudur: “Ben bu insanı gerçekten sevdiğim için mi bekliyorum, yoksa bir gün beni istediğim gibi seveceğine inandığım için mi?” Bu sorunun cevabı kolay değildir – çünkü bir ilişkiden ayrılmak, bazen yalnızca bir insanı değil, onunla hayal ettiğimiz geleceği de geride bırakmaktır.

O danışanım, bu soruyu kendine sormaya başladıktan aylar sonra bana şunu söylemişti: “Artık onun beni seçmesini beklemiyorum – kendimi seçtim.” Belki de sevgi tam olarak budur: birinin uğruna kendimizden vazgeçmek değil, birbirimize yaklaşırken ikimizin de kendimiz olarak kalabilmesidir.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.