Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda yaşanan silahlı saldırı, Türkiye’nin yüreğine ağır bir acı bıraktı.
Bir okulda çocukların, öğretmenlerin ve ailelerin böylesine büyük bir travma yaşaması, hepimizi derinden sarstı. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum; yaralananlara acil şifalar temenni ediyorum. Böyle acıların tarifi yoktur.
Okul dediğimiz yer; çocukların sabah çantalarını alıp umutla gittiği, teneffüste güldüğü, arkadaşlık kurduğu, geleceğini inşa etmeye başladığı yerdir. Bir annenin çocuğunu güvenle teslim ettiği, bir öğretmenin emek verdiği, bir öğrencinin kendini ait hissettiği yerdir. Bu yüzden okulda yaşanan şiddet, sadece bina içinde kalmaz; bütün topluma yayılır.
Bu olayın ardından en ağır yükü yine aileler taşıyor. Sabah evladını okula gönderen bir annenin, bir babanın öğleden sonra hastane kapısında haber beklemesi; bir telefon sesinden korkar hale gelmesi, tarif edilemeyecek bir acıdır. O okulda bulunan her çocuk, her öğretmen ve her veli bu olayın izlerini uzun süre taşıyacaktır.
Bir psikolog gözüyle bakıldığında, bu tür olaylardan sonra sadece fiziksel yaralar değil, görünmeyen psikolojik yaralar da oluşur. Çocuklarda kabuslar, ani irkilmeler, okula gitmek istememe, yalnızlaşma, öfke nöbetleri, içine kapanma, dikkat dağınıklığı ve güvensizlik görülebilir. Bazıları konuşur, bazıları susar. Ama her davranış bir şey anlatır.
Bu nedenle yaşanan olaydan sonra psikolojik destek hızlı, düzenli ve profesyonel şekilde sunulmalıdır. Çocukların “unut gitsin” denilerek kendi haline bırakılması doğru değildir. Travmalar bastırıldığında yok olmaz, sadece derine iner.
Bu acı olayda toplum olarak başka bir noktayı da cesaretle konuşmamız gerekiyor: Uyarıları ne kadar ciddiye alıyoruz? Kamuoyuna yansıyan iddialara göre saldırıyı gerçekleştiren öğrenciyle ilgili daha önce psikolojik değerlendirme yapılmış, uzman desteği ve ilaç tedavisi yönlendirmesi önerilmişti. Eğer bu bilgiler doğruysa ve gereken adımlar atılmadıysa, burada ciddi bir ihmal sorusu ortaya çıkar. Ruh sağlığı uzmanlarının uyarıları ertelenecek tavsiyeler değildir. Erken müdahale bazen bir hayatı, bazen birçok hayatı korur.
Ailelerin de kendilerine samimiyetle şu soruları sorması gerekir: Çocuğum son zamanlarda nasıl değişti? Öfkesi arttı mı? İçine kapandı mı? Şiddete ilgisi var mı? Kimlerle vakit geçiriyor? Ben onu gerçekten dinliyor muyum, yoksa sadece nasihat mı veriyorum? Çocuğun odasına yemek bırakmak, harçlık vermek ve okulunu sormak ebeveynlik için yeterli değildir. Çocuklar ilgi, rehberlik, sınır ve duygusal bağ ister.
Ne yazık ki günümüzde birçok aile iyi insan yetiştirmekten çok başarılı çocuk yetiştirmeye odaklanıyor. Notları yüksek olsun, sınav kazansın, prestijli mesleği olsun istiyoruz. Ama aynı çocuğa vicdanı, merhameti, öfke kontrolünü, saygıyı, empatiyi, kaybetmeyi ve yardım istemeyi öğretmeyi ihmal edebiliyoruz. Başarı baskısıyla büyüyen ama duygusal olarak yalnız kalan çocuklar, iç dünyalarında büyük yükler taşıyabiliyor.
Çocuklarımızı sadece yarışa hazırlamamalıyız; hayata hazırlamalıyız. Sadece kazanmaya değil, insan kalmaya da hazırlamalıyız. Çünkü yüksek not alan ama öfkesini yönetemeyen bir çocuk topluma fayda sağlamaz. Asıl başarı; karakterli, vicdanlı, dengeli ve sağlıklı birey yetiştirebilmektir.
Okullarda güvenlik önemlidir. Ancak yalnızca kapıya güvenlik görevlisi koymak çözüm değildir. Asıl ihtiyaç; güçlü rehberlik servisleri, erişilebilir psikolojik destek, aile-okul iş birliği, erken uyarı sistemleri ve çocukların duygusal gelişimine verilen değerdir.
Kahramanmaraş’ta yaşanan bu acı olay bir haber başlığı olarak kalmamalı. Kaybedilenler istatistik değil; bir evlat, bir öğretmen, bir arkadaş, yarım kalmış bir hayattı. Geride kalanların acısı ise hepimizin sorumluluğudur.